|

|
|
|
|
14 05 2008 |
|
Mevlüt KATIRCI Sessizlik
En çok hoşlandığım kelime «sessizlik» sensin. Yaşadığım ve yaşamak istediğim en güzel an, yine sensin. «Sessizlik» sana ömür boyu muhtacım. Kara borsa olduğun bu devirde seni arayan yok. Ruhları çeşitli gürültüler, hoş sözler boğmak üzere, tedbir alan düşünen kim? Gürültülerin ruhlarda yaptığı tahribatı görüp (anlayıp) ah-u zar ederek inleyen nerde? Ben, sensiz olamam sessizlik. Beni bıraktığın an deliye dönüyorum. Bütün gürültüler üzerime çullanıyor. Ruhumu (manamı) boğmak istiyor. Senin olmadığın an kulaklarımın da olmamasını istiyorum. Oradan giren her şey ruhumdaki sessizlikten bir parça koparıp götürüyor. Kim neden hoşlanırsa hoşlansın, ben en çok senden hoşlanıyorum. Senin olduğun mehtaplı geceler bana neler fısıldıyor neler! Hep, gece olsa da seninle kalsam, diyorum. Ne çare ki zaman ferman dinlemiyor. Seni dinlemek, seni içmek istiyorum yudum yudum. Darmadağınık zihnimi toparlamamda bana kim yardım edecek senden başka. Sen sessizlik fırtınalı şehrin yegâne limanı. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (1) | Görüntüleme sayısı: 60 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
10 05 2008 |
|
Bilal ATIŞ Eski Bir Tapınak Yazısı
Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş, sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır. Yalnız planlarının değil başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki; başarılarının bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (4) | Görüntüleme sayısı: 100 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
03 05 2008 |
|
Hasan KARAKAYA Özgürlük ve Demokrasi Ya Herkese, Ya Hiç Kimseye!
Önce, bütün “aidiyet”lerden sıyrılarak, yani bir “görüş yanlısı” olmadan, “objektif” biçimde bir “durum tesbiti” yapmak için soralım: 1 Mayıs günü meydana gelen olayların sorumlusu DİSK ve KESK midir, yoksa “Hükümet” veya “polis” mi?.. Soruyu uzatalım: “Tazyikli su” sıkmakta veya “gaz bombası” atmakta, yani moda tabiriyle “orantısız güç” kullanmakta/kullandırmakta, “Hükümet!.. İçişleri Bakanı!.. İstanbul Valisi... İstanbul Emniyet Müdürü!” ve “polis” suçludur da, “Taksim fetişizmi” içindeki “sendikalar”ın ve Taksim’e çıkan yolları bir “savaş alanı”na çeviren “yüzleri peçeli provokatör”lerin ve “marjinal örgütler”in hiç mi suçu yoktur?.. Hiçbir “yorum”da bulunmadan, “durum tesbiti” yapmaya devam ediyoruz: Beyoğlu’nda bir “okul”un bahçesinde bulunan “17 adet molotofkokteyli”ni hazırlayan “işçi”(!)mizin amacı “Taksim’i kana bulamak” mıydı, yoksa bu “oyuncak”(!)larla “havai fişek gösterisi” yapmak mıydı?.. “Ergenekon Caddesi”nin “kaldırım taşları”nı söküp, küçük parçalara ayırdıktan sonra “polis”in üzerine fırlatanları anlamaya çalışır ve bunu bir “öfke patlaması” olarak değerlendirebilirim!.. Koca koca “çiçek saksı”larının parçalanıp, bir “silah” olarak kullanılmasını da anlayışla karşılarım!.. Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (5) | Görüntüleme sayısı: 132 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
29 04 2008 |
|
Zeynep Nisa KUL Nasıl Bir Peygamber?
Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya Suresi 107) diye buyurur ilahi kelam ve başka bir ayette: Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, h em bir uyarıcı olarak gönderdik. (Ahzab 45) buyurarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) asıl gönderiliş sebebini açıklar… Ahlakı Kur’an olan bir peygamber, şüphesiz en çok da Kur’an’a danışılarak öğrenilir. Onun hayatı(sünneti) ile Kur’an bir bütündü. Kur’an-ı Kerim’de bizlere Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vasıflarından, tabiatından, karakterinden açıkça bahsedilir. Kur’an, Hz. Peygamber ( s.a.s )’i her şeyden önce bir insan olarak takdim eder. (İsra Suresi: 89–95, Kehf - 110) İnsan olmasının yanı sıra adil ve dürüst (Hadid 57–25), güzel ahlâk sahibi (Kalem 68–4), güvenilir (el-emin), merhamet sahibi (Tevbe Suresi, 9–128), dosdoğru yolda olma (Hûd 11–112), emanete sahip çıkma vb. gibi (Nisa 4–58), insanlığın her an muhtaç olduğu değerlere sahip bir insan/bir peygamber olarak tanıtılır. Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (9) | Görüntüleme sayısı: 252 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
26 04 2008 |
|
Ömer Ekinci MİCİNGİRT  Ve Dönmeler Hortladı... Değerli dostlarım ülkede yine bir irtica furyası başladı ki akıla ziyan. Ne hak var ne hukuk aklı cü zdanında cüzdanı vicdanında bir sürü sözüm ona aydın kılıklı satılmış kalemler yine pür gayret hücumdalar. Tabi bunların hak hukuk diye bir dertleri yok. Bunlar insanın hakkına riayet etmeyen insanlıktan nasipsiz bir avuç korkak kalleş satılmış silahşor dönmeler. Kul hakkından insan hakkından ne anlar bunlar. Sadece başkalarının sahip olduğu mala tecavüz değil zamanına, kişiliğine, şeref ve haysiyetine, kokladığı havaya tecavüz edecek kadar hoyrat bunlar. Bunların aslında irticacılarla da araları çokta iyi… İRTİCACILARI korur dindarlara saldırırlar sinsice. Yorumlar (9) | Favori olarak ekle (7) | Görüntüleme sayısı: 240 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
24 04 2008 |
|
Erol DURAN Bunlarla Yaşamak!
Son yıllarda; o kadar hızlı değişimler oldu ki, o kadar farklı ve alışılmışın dışında hareketler, fikirler oluştu ki, insanlarda gerekli-gereksiz tepkiler, çelişkiler ve düşünceler oluştu ki, neyin doğru, neyin yanlış, kim hangi konuda haklı, kim haksız, kim yanlı davranıyor, kim davranmıyor, kim vatansever, kim hain belli değil. Artık herkes, öküzün altında buzağı arar oldu. Toplum psikolojisi bozuldu, insanlar keskinleşti, fevrileşti ve kimsenin kimseye saygısı kalmadı. En temel konularda bile insanlar kuşkulu…Ülke nereye gidiyor?, sorusu burgu gibi insanların beynini oyuyor. Herkes geleceğinden umutsuz, herkes mutsuz artık. Elbette insanların yaşamdan beklentileri olacak ve her insanın dünya görüşü farklı olacak, birebir aynı olmasını kim bekleyebilir? Her insanın doğrusu, diğer insandan veya insanlardan farklı olur. Buraya kadar sorun yok ama öyle köklü farklılıklar var ki, o kadar çok çeşitlilik arz ediyor ki, hangi düşüncenin içinde ne var ve toplumu nereye taşıyacak kaygısı var. Yorumlar (6) | Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 1157 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
22 04 2008 |
 Meryem BEYAZAL Bu Toplumun Cezai Ehliyeti Var mı?
Şiddet, varlıkta mevcut olan güç üstünlüğünün diğerleri üzerinde uygulama sahası bulması diye tanımalabılır. Diğeri tarafından akseden eylem düşünce, fikir, var olma gibi nisbi ya da nesnel eylemlerin cezalandırılma ya da kendini diğerlerine kabullendirme biçimidir. Bu bağlamda red etme tarzı olarak ta değerlendirilebilir. Şiddet, sevgi, düşünce ve pozitive edilmiş olguları içinde bulamayan ve bulunduğu alanda kendine yer bulamayan kimliklerin varlıklarını ortaya koymanın ve kendilerini kabullendirmenin en kestirme yoludur. Yani red edilmenin tepkisel bir tanımı belki. Bu akıl olmayan varlıklar için ya da cezayi ehliyete haiz olmayan kişiler için bir savunma mekanizması olarak değerlendirilebilir ancak akıl ve insan olan için şiddet bir bilinçsizlik biçimidir. Kimlik yapısında oluşan deformasyonda kendini kaybeden, varlığını gözlemleyemeyen tiplerin başvurdukları en önemli tanımlanma istediğidır. Varlık olarak diş dünya ile ilgi kurmak adına kullanılan bu yöntem ilkel ama en çok itabar gören bir yöntemdir de. İlkel diyorum çünkü vahşi doğada bile şiddetin uygulanabilirliğinde bu denli fütürsuzca bir çeşitlilik yoktur Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 546 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
21 04 2008 |
|
Tabip Dr. Mevlüt KATIRCI Kültür İlişkileri Üzerine
Türk-Ermeni ilişkilerinin kültürel bağlamda incelenmesi iki toplum arasında sosyal, ekonomik bağların varlığını ortaya koyacaktır. Çünkü tarih; insanlar, ülkeler arasında ayırıcı değil aynı zamanda bağlayıcı ve birleştirici bir rol oynamaktadır. Türklerle Ermeniler arasındaki ilişkiler XI. yüzyılda yoğunlaşmaktadır. Daha önceleri de Abbasi ordularında hizmet eden Türk komutanlarla Doğu Anadolu'da oturan Ermeni valileriyle ilişkiler kurulmuştur. Doğu Anadolu'nun büyük bir bölümü IX. yüzyılda tamamen Müslümanların eline geçti. 1021′de Van (Vaspurakan) Ermeni Kralı, Türk akınlarından korkarak ülkesini Bizans'a devretti. Kral Senekerim ve yanındaki birçok Ermeni Sivas ve çevresine yerleştiler. XI. yüzyılda İç Anadolu'ya yönelik ikinci bir Ermeni göçü de 1045 yılında Bizans'ın Ani kentini ele geçirmesiyle başladı. Ermeni Kralı II. Gagik, Kayseri'ye gönderildi. Böylece Ermenilerin Doğu ve İç Anadolu'ya doğru yayılıp yerleşmesi süreci başlamış oldu. Çukurova Ermeni Krallığının kurulması da böyle bir göçün sonucudur. Türkler, Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'da yayılmaya başladı. Bu yayılma süreciyle birlikte Türk-Ermeni ilişkileri yeni bir aşamaya ulaştı. Orta Asya'dan gelen bu savaşçı topluluk üzerine en derli toplu bilgiler, dönemin Ermeni kaynaklarında bulunmaktadır. Bu nedenle Ermeni tarih yazarları, Türklerin Anadolu'ya gelmesi, burada yayılması hatta nereden geldikleri konusunda derli toplu bilgi vermişlerdir. Nitekim XV-XVI. yüzyılda Avrupa'da Türklerin tarihine ilgi duyan hümanistler, temel bilgileri Ermeni kaynaklarından almışlar ya da bunları aktarmakla yetinmişlerdir.Doğu Anadolu'nun, Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı yönetimi altına girmesi, bölgede güvenliğin yeniden kurulmasında önemli bir etken olmuştur. Müslüman ve Müslüman olmayan halk, "feodal" unsurlar baskısıyla şuraya buraya dağılmıştı. Ancak Osmanlı yönetimiyle birlikte yeniden geriye dönüş başlamış, köy ve kasabaların nüfuslarında gözle görülür bir artış olmuştur. Sözgelimi Çemişgezek livası kanunnamesinde şu anlatım dikkati çekmektedir: Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 200 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
18 04 2008 |
|
Lamia CANAY 
Amerika ve...
Yazım da daha çok Fethullah Hoca dan bahsedeceğim ama ABD ye değinmeden de edemeyeceğim,birilerinin hoşuna gitmese de... ABD dostumuz mu? ABD Türkiyenin hiç dostu değil ama nedense bu Ülke de iktidara kim gelirse gelsin Amerika'yı nerede ise kardeş Ülke ilan edecek kadar Amerikancı bir üslub kullanıyor... ABD neden bize karşı?... ABD nin bize karşı olduğu yeni bir durum değil ki...ABD bizim İstiklal savaşımızda da karşımızda fakat arka plandaydı,DP ile Türkiye üzerindeki siyasetini açık açık yapma firsatını buldu...DP ile başlayan ABD kolonisi olma bahtiyarlığı sahte Atatürk'çülerin ama aslında Laiklik ve Cumhuriyet karşıtı olanların yönetimleriyle zirveye taşınmış,Özal ile gelişme AKP ile de en parlak dönemine ulaşmış oldu... Yorumlar (11) | Favori olarak ekle (10) | Görüntüleme sayısı: 1056 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
11 04 2008 |
|
Sadi KAYALIBAY Kaza ve Kader
AKP'nin kapatma davası ile ilgili çok sıkıntılı ve stresli bir sürece giren Türkiye'de, bu davaya yönelik her kesimden o kadar çok değerlendirme yapıldı ki,bu yazı davayı ve değerlendirmelerini yorumlamaktan ziyade,olaya çok daha değişik bir perspektiften bakabilmek niyeti ile yazıldı.Ancak,yine de davaya ve dava ile ilgili yorumlara çok özet olarak baktığımızda,bir tarafta AKP'de ve büyük halk kesimlerinde yargının kullanılarak çok büyük bir haksızlığın yapıldığı yönünde isyan duygusuna varan görüşler öne sürülürken,diğer tarafta ise,hukuk kurallarını örnek getirerek,AKP'nin suç işlediğini ve işlediği suçun cezası ne ise yine hukuk çerçevesinde verilmesi gerektiği yönünde belli kesimlerden yorumlar gelmektedir. Yukarıda saydığımız 2 kesimin haricinde bir de 3. kesim var ki,daha çok entel takımı olarak niteleyebileceğimiz bu kişilerde,sanki ağzımızdan çıkan her söz bir ön yargıyı ifade etmiyormuş gibi,kendilerini olabildiğince objektif (Nötr) göstermeye ve aidiyet duygusu ile yapılan davranışların yetersizliğini bize hissettirerek,her 2 tarafında artılarını ve eksilerini saymak sureti ile ortama bir üst bilinç getirdiklerini zannediyorlardı. Konu ile ilgili bizim yorumumuza gelince;Var oluşun altyapısını teşkil eden adalet kavramını beşeri alanda "Tam" olarak uygulayabilmek,şüphesiz mümkün görülmüyor.Ancak "Surette" uygulayabileceğimiz adalet sistemi,bir toplumda hukukun,en üst tabakadaki birey ve kurumlarından,en alt tabakadaki kişi ve kuruluşlarına kadar herkeze eşit uygulanabilmesi ile bir anlam ifade edebilir Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 328 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>
|
 |

|
|
|
|