|

|
|
|
|
28 12 2007 |
|
Ömer Ekinci MİCİNGİRT
Kafiyeler çilesiz kalemlerde kir,vicdanın sedasıysa şiirdir şiir Fazıl Say Sahnesi
Fazıl Say için yazı yazmak bile zul aslında.Lakin bir şiirle duygularımı paylaşıp,Fazıl 'ın da ailesinden sayılan Cemil İpekçi ne diyor Fazıl için birlikte paylaşmak istedim.. "Fazıl Say, Türkiye'yi Nişantaşı'ndan ibaret zannediyor"Bizim Türkiye rüyalarımız öldü. İslamcılar kazandı, biz yüzde 30, onlar yüzde 70. Başka bir ülkeye taşınmayı düşünüyorum." diyen piyanist Fazıl Say'a tepkiler sürüyor. Sanatçıya en sert eleştiri ünlü modacı Cemil İpekçi 'den geldi. İşgal yıllarında bile kimsenin Türkiye'yi terk etmediğini belirten İpekçi, ilginç bir tespitte bulunuyor: "Fazıl Say'ı tanırım, çok şeker bir insan; ama 'onlar' ne demek? 'Onlar' dediğin çoğunluk, yüzde 70 oy alıyor. Nasıl böyle bir ayrım yaparsın? Bunlar, Türkiye'yi Nişantaşı'ndan ibaret zanneden 40 bin kişilik, içinde benim ailemin de olduğu beyaz Türkler. 65 milyonluk Türkiye'yi görmüyorlar; çünkü belirli bir azınlığın ve dinozorların son çığlıkları bunlar." İnsanların korku çemberine sokulduğunu belirten Cemil İpekçi, Türkiye'de işlerin belli bir azınlığın isteklerine göre yürüyemeyeceğini vurguluyor. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını da anlamsız bulan İpekçi, "Kıyafet kanunu bir Mao'nun Çin'inde olmuş, bir de bizde. Dünyanın hiçbir yerinde böyle şey yok." ifadesini kullanıyor. Türbanın kadını özgürleştirdiğini anlattıktan sonra yakın tarihe atıf yapıyor: "Ben 60 yaşındayım, bizi düne kadar 'komünizm gelecek' diye korkuttular, şimdi 'İran oluruz' diye korkutuyorlar. Kadın olsaydım 'sırf protesto olsun diye' türban takardım. Yorumlar (7) | Favori olarak ekle (10) | Görüntüleme sayısı: 182 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
27 12 2007 |
|
Esra AKSU Fersude Yazılar
en çok neyi seviyorum biliyor musun sevdiğim? susup kendime kapandığım vakitler bana bakışını görmediğimi sanıyorsun...uzuuun uzun beni seyretmene izin veriyorum çünkü bana bakışın ömrüme ömür katıyor. diyorum ne zamana kadar bakabilir bana böyle? bıkmayacağı doğru mu... sonra kendime soruyorum sen bıkar mıydın be fersude? her bakışımda titremese içim bilirim senin de titremez artık..gel gör ki yıllara meydan okurcasına her geçen gün biraz daha sen olup senle dolmaktayım! Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (12) | Görüntüleme sayısı: 253 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
25 12 2007 |
|
Osman DEMİRCAN Deliliğin Dili
Yerinde duran sadece ayak kokusunu duyar ve daima sayıklar.Yürü git deliliğin dili olsun ağzında.Ve konuş durmadan; cümlelerle koş hayata.Ses getirsin kalem oynatmaların.Her ka lem gıcırtısında kapılar aç; dünyayı yerinden oynat.Yürü ayak kokunu sadece çakıl taşları hissetsin.Ve bacakların hiç yenilmesin.Merhamet dolu cümlelerle başla hayata.Her sözcüğünde umut filizlensin.Yaprak yaprak katıl yıllara.Rüzgalarla içini titret ve şükret.Kendi cümlelerinle konuş.Önüne konulan sloganları terk et.Kavramlara yeni anlamlar yüklet.İçi boşaltılmış sevgi sözcüklerini terk et.Sevmeyi konuşmasını, yazmasını, düşünmesini, okumasını bilen insanlara teslim et. Yeni yeni gülüşler,yeni yeni yürekler icat et.Başkaldırı köleliktendir.İtaat et.Ve düşüne düşüne sabret.Boyun eğerek dünyayı işgal et.Hınç dolu cümlelerle yeni binalar inşa et.Binalarını itaat kültürüyle süslet. Yorumlar (4) | Favori olarak ekle (8) | Görüntüleme sayısı: 195 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
23 12 2007 |
|
M.Nihat MALKOÇ Güzellik Ondur Dokuzu Dondur
Hepimiz yaşadığımız müddetçe güzelin peşinde pervane oluruz. Onun bastığı yere basmaya, onun baktığı yere bakmaya, onun gönlünün aktığı yere akmaya meylederiz. Böyle kopmaz, güçlü bir bağımız var güzelle... Fakat güzel, sevdalarımızın içini dolduran ve gözümüze hoş gelen maddi varlıktan ibaret bir değer midir? Güzelin izafi kıymeti midir esas olan, yoksa güzellik mutlak mıdır? Bunun üzerinde kafa yormak gerekmez mi? Güzellik anlayışı fertlere ve toplumlara göre değişebilir. Söz konusu kavrama bu açıdan baktığımızda aslında güzelliğin genel itibariyle göreceli bir kavram olduğunu görürüz. Birilerinin uğrunda her şeyini feda edecek kadar değer verdiği ve güzel bulduğunu bir başkası değersiz ve itici bulabilir. Gönüller birbirine ısındıktan sonra şekil güzelliği ikinci planda kalır. Zira göz görmek istediğini görür. Görüntü de hislerle bir şekilde bağlantılıdır. Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 272 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
23 12 2007 |
|
Nagehan ALÇI Resmi Kumar Milli Piyango
İçkisi, kumarı olmayan damat’ klişesi ile içkiyi de kumarı da erkekleştirdiler. Ve kontrolsüzlükle bir tuttular hep. Tu kaka yaptıkları ikiliden kumar, rötuşlanması daha kolay bir ögeydi. Yasaklayıverdiler. Ama yok etmediler.Bugün Türkiye’de kumar yasak. Bu, kumarın oynanmadığı anlamına gelmiyor. Evet yasak ama yalnızca özel işletmelere. Devlet kendini yasaktan muaf tutuyor! Üstelik bundan beslenerek kumar gelirini her geçen gün artırıyor!Devletin güzel bir kaplama ile allayıp pulladığı kumar paketinin ismi Milli Piyango. Yıllardır özellikle bayramlar ve yılbaşlarında hayallerimizin baş aktörü olan Milli Piyango hayal tacirlirği yaptığı için sırtına dokunulmazlık zırhı almış. Herkesin düşlerini seslendirdiği için kimse onu sorgulamıyor. Milli Piyango adeta toplumun afyonu görevini görüyor. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 171 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
21 12 2007 |
|
Tamer DURAN Doğru Adımla Yanlış Sonuca Varmak!
Bölgemizi ve özellikle de ülkemizi doğrudan ilgilendiren ve Emperyalistlerce yazılan senaryo sahnelenmeye başladığında, oynanacak olan oyunun kuralları her hecesiyle milletimizi bölmeyi, parçalamayı hedeflediği ortaya çıkmıştır. Bilerek ya da bilmeden bu senaryoda rol alan her oyuncu, yaptığı her hamlede kendi milletinin sonunu hazırlayan bir adım atmış olmakla kalmamakta, kendi doğasıyla da çelişen hıyanete de alet olmaktadır. Ama ne hikmetse (!), her figüran kendisini jön olarak görmekte, dolayısıyla haklılığına tüm içtenliğiyle inanmaktadır. Bunun nedeni ise son zamanlarda sıkça işitmekte olduğumuz toplum mühendisliği denen bir tekniğin uygulamada oluşudur. Roller öylesine bilinçli dağıtılmıştır ki, oyuncu çevresinde sadece kendi rolünün ihtiyaç duyduğu manzarayı, aracı ve ara sonuçlarını görebilmektedir. Zaten istenen tam olarak da budur(!). Senaryonun oturtulduğu temel, hiç kimsenin ret edemeyeceği şu evrensel doğrular ile maskelenmektedir: Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (18) | Görüntüleme sayısı: 732 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
21 12 2007 |
|
Meryem BEYAZAL Hepsi Hepsi Bir Yürek
Karmı olmalıydı güvenmenin bedeli dağa? Kar, yağmur ve boran. Dilsiz sevdalara tutulmuş yolların bile hicranı bunca yakmazken toprağı, yangın mı olmalıydı umuduna bölünmenin bedeli dağa? Bir yangın ki, hiçbir ateşin tanımlayamayacığı kadar derin, ibrahimler sınandı korunda, bir yagın ki, hiçbir zehirin kıvrandıramayacağı kadar acı, eyyubi sabırlar denendi sancısında. Alevinde yıkanabilir mi şimdi sabrın, nicedir yaban bu yürek, çekingen ve ürkek, ne İbrâhîm ne eyyub ateşin ortasında. Ayağımda bir zincir var ağıt gibi umuda. Her halkasında bir baldıran zehiri. Binlerce ölüm getirir bana bu sevdadan. İnanmazdım oysa yenileceğimi guruba, yani sevdaya. Sükün en sevdiğim sözcük oldu şimdi. Karanlık en sevdiğim libas gözyaşlarıma. Yaşamımda benden fazla yer edindi. Üşüyor artık değdikçe avuçlarıma beklentilerim. Geri dönen dualar gibi düştü ellerimden bir bir. Yürüyor mu, koşuyor muyum bu yazgı elinden? Mahküm muyum, azademi neyim ben? Uçurumundan mı düştüm bu dağın, uçurumuna mı bilmeden, saldın beni yangınlara nesin sen? Neyin bedelisin bende, hangi günahıma karşılık ateşten acı? İçtiğim bir bardak çayın bile zehire karıştı tadı. Bu kadar zor mu olmalıydı teveccuh etmek bir dağa. Bu kadar çetin mi soyunmak dağdan sevdaya? Değilmi ki sırtımı verdiğim hepsi hepsi yüreği taştan bir dağdı, güneşe sevdalansam belki bu kadar yakmazdı, Yorumlar (11) | Favori olarak ekle (16) | Görüntüleme sayısı: 693 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
18 12 2007 |
|
Ekrem ŞAMA
Bayramımıza Ateş Düştü
Her gün üç şehit!Beş şehit!Dört şehit!…Neredeyse alıştırılmıştık acıya… İslam dünyası bayrama girerken birden bire ocağımıza kor ateşler düştü.Onüç şehit!Aynı gün üç şehit daha!Yarın ne olacağı belli değil.Bayrama doğru gidiyoruz. Ateşler içinde.Delikanlılarımız doğranıyor, analar babalar, gelinler bebeler kanlı bayrama giriyor. Yazıklar olsun!..Başbakan Erdoğan açıkladı: PKK nın elinde top gibi tank gibi ağır silahlar varmış.Bunları dağlara ceplerinde mi taşıdılar? Yarın da donanmaları, füzeleri, uçak gemileri olmayacağı ne malum?Arkalarında stratejik ortağımız olduktan sonra…Neden olmasın?Sahi nedir bu rezalet !Amerika bütün bu oyunları Büyük Ortadoğu Projesi adı altında yapmıyor mu? Evet yapıyor…Biz Amer,ikanın hem ortağıyız, hem de o ifrit projenin eşbaşkanıyız. Onun adına projeyi başkan olarak yürüt müyor muyuz? Evet yürütüyoruz… PKK ya Amerika yardım ediyor; bu gün gibi aşikar.. Yorumlar (3) | Favori olarak ekle (10) | Görüntüleme sayısı: 362 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
18 12 2007 |
|
Zeynep Yeter ARSLAN  Hz. İbrahim’in İtati ve Hz İsmail’in Teslimiyeti İslamiyet teslim olmak demektir. “İslam teslim olmayı gerektirir.” (bakara 131)” Teslim oldum, teslim olduk ya Rab sana,” diyebilmeliyiz. Eğer dinimiz bunu gerektiriyorsa, böyle yapmalıyız. Tıpkı Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail gibi. Hz. İbrahim’in Allah yoluna en sevdiği şeyi kurban etmesi istendiğinde gösterdiği itaati ve H z. İsmail’in kurban olacağını öğrendiğinde teslim olarak rabbine boyun eğmesi gibi.Hz. İbrahim; Allah’ı, kendi iradesiyle bulan ve yine Allah’ın “Halilim” (dostum) hitabına mazhar olan, aklı ve yüreği büyük peygamber. Putları ilah olarak kabul etmeyen ve herkesin taptığı putları hiç düşünmeden eline aldığı baltayla yere seren, peygamber. Nemrut’a secde etmeyen, “beni yaratan Allah’tan başkasına secde etmem” diyerek, nemrutun yüzüne tokat atarcasına tek ilahın Allah olduğunu vurgulayan peygamber. Korkusuz, cesur delikanlı Hz. İbrahim. Ne etrafındakilerin bakışlarından ve sözlerinden, nede nemrut’un hışmından korkmayan, ürkmeyen cesaret abidesi Hz. İbrahim. Korkmuyordu, çünkü Rabbi vardı onun, koruyacak ve kollayacak olan. Allah’a teslim olmuştu can-ı gönülden. Çünkü inancı bunu gerektiriyordu. Ve inancı öylesine sağlam öylesine kuvvetliydi ki, hiçbir şey gölge düşüremez di buna Yorumlar (25) | Favori olarak ekle (16) | Görüntüleme sayısı: 387 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
15 12 2007 |
|
Adem KORKMAZ Türkiye de Edebiyat ve Dergicilik
Yıllar oldu…Şiirlerle haşir neşir olmak farklı bir tat.Çıktığım bu uzun yol bitecek gibi görünmüyor.Kendimi tanımaya başladığım andan bu yana adına şiir dedikleri kavramla birlikteyim.Elbette çok zorluklar gördüm.Defalarca yazmaya küstüm,yazdığım şiirleri saymak adedim olmadığı için sayısını soranlara binlerce diyordum.Aslında hiç de öyle değilmiş.hepsi hepsi beş yüz kadar şiir,her yazdığım şiirin ayrı bir öyküsü bulunmakda.Zira şiir yazmadan önce mutlaka öyküsünü yaşamanız gerekiyor.Aksi taktirde gönül alıcı şiirler üretemiyorsunuz. Şirin yanında roman,makale,hikaye gibi çalışmalara imza attım. Yarım kalan dua’yı yazmak,üzerinde çalışmak,defalarca kontrolden geçirmek,kitap haline dönüştürüp okuyucuyla buluşturmak benim tam yedi yılımı aldı.Düşünsenize bir kitap ancak yedi yılda size ulaşıyor.Yazılma ve kitaplaşma süresinin uzunluğu kadar iddalı olduğunu düşünüyorum.Ve bu yüzden herşey de mütevazilik gösteren ben Yarım kalan dua için kibir sergiliyorum.. Yorumlar (5) | Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 495 | Devamı... |
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>
|
 |

|
|
|
|