spacer.png, 0 kB

 kartallar les yemez

Yarım Kalan Dua
Adem KORKMAZ

İstatistikler

Aktif Ziyaretci81
Dünkü En Fazla541
Haftalık2020
Aylık9729
Toplam311899

Oyunlar(yeni)

 Arabalar (33 kez oynandı)
Kahramanımızı çekici ile kurtarmaya ne dersiniz? Mouse ile b...

 Elmas Topla (45 kez oynandı)
Yön tuşlarını kullanarak elmasları toplayın.

 Ralli (37 kez oynandı)
Arabanızı, rengini ve pisti seçin. Yön tuşlarıyla arabanızı ...

 Matrix ve Neo (31 kez oynandı)
Kılıcınızı ve silahınızı kullanarak düşmanları öldürün.

 Apache (45 kez oynandı)
Bu üstün helikopterle karşınıza çıkan hedefleri yok edin.
 
 Space Invaders (16 kez oynandı)
Bu oyun bir klasik, oynamayanlardan mısınız yoksa?

 Ofiste Aşk (52 kez oynandı)
Patron telefonla görüşürken, arkadaşınızla ilgilenin. Mouse ...

 Avea Penaltı (118 kez oynandı)
Penaltıları atmak için sağdan ayarları yapın ve vurun.

 


Üyeler: 1274
Haberler: 494
Web Bağlantıları:
Ziyaretçiler: 689593

Hicran dergisi 1. sayı arsiv

002.jpg

hicran 2 sayı

004.jpg

005.jpg

kapak6.jpg

say_7.jpg

say_8.jpg

say__11.jpg

kapak.jpg  

spacer.png, 0 kB
 
Yenilendik

Sitemizi Yeniledik. Kayıt olarak yazı gönderebilir Buradan Ana Sayfaya geçebilirsiniz.

 
PKK Terörü vü Gerçekler(İTİRAFLAR) Yazdır E-posta
Perşembe, 09 Kasım 2006

Muhammed İbrahim TÜRKOĞLU  

 Bu günden itibaren her hafta yayınlayacak olduğumuz ''PKK terörü ve gerçekler''adlı yazımızın aktörleri; sahte söylemlere kendini kaptırarak PKK terör örgütünde eylemlere katılmış, ancak gidilen yolda bir son bulunmadığını görüp geriye dönmüş ve tabiryerindeyse“kurtulmuş”yüzlercegenç_insandan_birkaçı.                                       

       

       

Onlar; yıllardır sürüp giden bu oyundan kurtulamayan; aldatıldıklarının, gerçekleşmesi mümkün olmayan ütopik düşünceler uğrunda neleri yitirdiklerinin farkına varamayan  yüzlerce genç insandan daha şanslı olduklarını biliyorlar.  Onlar; arkadaşlarının birlik ve beraberlik içinde bu ülke için verime ve üretime dönüşebilecek güçlerinin, kendileri rahat ve keyif içinde yaşarken onları aldatıp umutsuzluğa ve sonsuzluğa sevk edenler tarafından nasıl yok edildiğini biliyorlar.

 

Ve onlar; acıların bir daha yaşanmamasını isteyerek, kendilerini kandıranlara lanet ederek, geleceğe umutla bakıyorlar.

        İşte onlardan bazılarının yaşadıklarını, duygularını, düşüncelerini ve geleceğe bakışlarını, onların ağzından yansıtmak istedik.      Okudukça; kadın-erkek, çoğu gençliğe yeni adım atmış bu insanların hepsinde; yanlışlıkların, geçmişi kapatma isteğinin ve geleceğe umutla bakışın izlerini göreceksiniz. Okudukça; daha önce hiç duymadığınız kavramlarla karşılaşacaksınız. Örneğin, iki insanın birbirini sevmesine, aşık olmasına “yoz ilişki” denilerek sevginin ve sevgilinin nasıl yok edildiğini, ama kendisinde ceza verme yetkisini görenlerin, nasıl asıl “yoz ilişkiyi” yaşadıklarını. Gerçekleri görüp örgütten kopmaya, geri dönmeye çalışanların boynuna asılan “infaz” yaftasını. 

        Geçmişi unutmak isteklerine ve herkesin bildiği “oyunun kuralı”na saygının gereği olarak, onların isimlerini ve örgütte kendilerine verilen kod isimlerini kullanmadık.

D.K. 1982 Tunceli Doğumlu.Liseden Ayrılmış…

 … Örgüte katılmamda öncelikle macera yaşama isteği etkili oldu. Köyümüze gelen örgüt mensuplarına özeniyordum. Köye geldiklerinde yaşlılar dahil onlar geldiğinde ayağa kalkarlardı. Bu beni oldukça etkilemişti.          ...Örgütteki insanların bir gün öldürüleceğini, yaşantının zorluklarını biliyordum ama örgütten ayrılmak bana ağır geliyordu. Bana, “beceremedi, kaçtı” diyeceklerini biliyordum. Arkadaşlarımdan biri, “kaçalım” diyordu. Başka bir arkadaş, “ben teslim olacağım” diyordu. Ancak korkudan dolayı bu düşüncelerimizin hiç birisini eyleme geçiremedik.          İlk başta ben, örgüt mensuplarını ulaşılması zor insanlar olarak görüyordum. İçlerine girince, bunların da bir çok hataları, bir çok gerilikleri olan insanlar olduklarını görünce hayal kırıklığı yaşadım. Benim örgüte olan inancım iyice sarsılmıştı. Grup lideri bir arkadaşımızı öldürdü. Daha 11 yaşındaydı. Onun ölümünü gördükten sonra ben örgüte inansam ne olur ki.          Köylerdeki gençlere, “bize katılın” diye bir şey söylemiyordum. “Kitap okuyun, okula gidin, anne-babanızın sözünden ayrılmayın” diyordum. Çünkü insanların, bu pisliğe bulaşmasını istemiyordum. Bize özenip katılmak isteyen insanların katılmaması için elimden geleni yapıyordum. Ben batacağım kadar batmışım, bari onlar batmasın diye düşünüyordum.         Katılımın çoğu üniversite ve metropollerdendi. Üniversite gençliği kişilik arayışı içindedir. Üniversitedeki örgüt elemanları, bu tür kişilik arayışı içinde ve boşluğa düşmüş gençleri buluyorlar ve örgütteki yaşam tarzını övüyorlar. Onlara hep ütopyalardan bahsediliyor. Üniversitede bu tür propagandalara maruz kalan genç de dağdaki örgüt mensubunu tanrı gibi görmeye başlıyor ve dağa geliyor.         … Çatışma sonrasında, ayağa kalktığımdaki ilk düşüncem, “inşallah beni vururlar” şeklindeydi. Bir boşlukta gibiydim. Askerler beni almaya gelirken, “silahımı şunlara doğrultayım, birkaçını öldüreyim, nasıl olsa beni vuracaklar” diye düşündüm. Daha sonra,”lanet olsun, neden ben inanmadığım bir şey için öleyim” diye düşündüm ve yere yattım. Askerler beni götürürken, “ne zaman beni vuracaklar” diye düşünüyordum. İşkence yaparak öldüreceklerini düşündüm. Askerler bana hiç bir şey yapmadı. En çok buna şaşırdım. Hiç kötü muamele görmedim. Oradaki askerlerin yaptıkları, bana davranışları insanlıktan öte bir şey. Orada iki arkadaşları şehit olmuş. Askerlerin bana davranışlarını düşündükçe vicdan azabı çekiyorum. Ama ben aynı şekilde dağda olsaydım ve bu durumda askerleri ele geçirseydim tersini yapardım. Bu benim düşüncem değil. Örgüt böyle istiyor. Yoksa örgüt beni öldürürdü. Şimdi bütün düşüncelerim değişti.

 

         20 yıldır terör olayları yaşanıyor ve örgütler sonuç alamıyor. Artık insanlar; “yıllardır bu örgütlerin hiç birisi bir şey yapamadılar. Bunların yüzünden geçmişte de, şimdi de hep bizim çocuklarımız zarar görüyor” diye düşünüyorlar. Halk terörden bıkmış ve şaşkın durumdadır ve “ben bu teröristlerden çok zarar gördüm, çok şey kaybettim” diye düşünmektedir.          ... Örgüt içinde, katı bir ayrımcılık hem eleman bazında hem de lider bazında vardır. Örgütte, “aydın kesim, burjuva kesim, köylü kesim, cezaevi kesimi ve proleterya kesimi” olarak beş ayrı sınıf vardır. Bu kesimlere ait insanların birbirleriyle olan ilişkileri hep birbirini kollar niteliktedir. Aydın kesim; okumuş kimselerden oluşur. Köylü kesim; hiç bir şeyden haberi olmayan, gariban, öl desen ölen insanlardan oluşur. Burjuva sınıfı herkese üstten bakan ve kendisini sürekli haklı gören insanlardan oluşur. Cezaevine giren örgüt mensupları cezaevi kesimini oluşturur. Proleter kesim ise her şeyi kendi gücüyle elde eden insanlardan oluşur. Bu kesimler sürekli birbirini pasifize etmeye çalışır. Birbirlerinin açıklarını ararlar ve sürekli eleştirirler.          Örgüt içinde duygusal bağlılıklar da var. Benim de duygusal bağım vardı. Başkalarının da bana olan duygusal bağlarını biliyorum. Grup içinde, bazı kızların grup liderine yakın olmak için kendilerini kullandırdıklarını da biliyorum.

 

         İnanç konularına farklı yaklaşılıyordu. Grup içinde yapılan oyunlarda bir imamın cemaate namaz kıldırması hicvediliyordu. Ama bir köye gittiğimiz zaman o köyün inançları doğrultusunda hareket ediyorduk. Sünni bir köye gittiğimiz zaman, köylüleri “selamünaleyküm” diyerek selamlıyorduk. Buradaki konuşmalarda Allah adının çok geçmesine dikkat ediyorduk. Hatta namaz kılmasını bilen varsa namaz vakti köylülerle birlikte namaz kılıyordu. Özellikle Diyarbakır bölgesinde Allah propagandası yapılıyordu. Bir Alevi köyüne gittiğimiz zaman da o insanlara göre yaklaşıyorduk.          Örgüt içerisinde, olumsuzluğun propagandası çok iyi yapılır. Örneğin örgüt başı yakalandıktan sonra köylere erzak almaya gittiğimizde, köylülere; “trafik kazasında da ölebilirdi” şeklinde propaganda yapıyorduk. Örgütün propaganda sistemi, kamçı-şeker politikasıdır. Örneğin bir köyde birisine örgüt mensubu bilerek kötü davranır, küfreder, döver. Daha sonra başka bir örgüt mensubu gelir, köylüye,”amcacığım kusura kalma, bu adam bir cahillik etmiştir ama biz cezasını vereceğiz” diyerek gönlünü alır. Ayrıca biz alevi köyünde alevi gibi, sünni köyünde sünni gibi davranırdık.

 

         Radyolarda, teslim olmuş örgüt mensuplarının yaptığı konuşmalar bizi etkiliyordu. Eğer tüm grup içerisinde herkes bu konuşmaları dinliyorsa herhangi bir yorum yapılmıyor, sadece, “bu da ajan olmuş, işbirlikçi olmuş” değerlendirmeleri yapılıyordu. Ama kendi aramızda ve güvendiğimiz kişilerle berabersek, konuşmanın değerlendirilmesi daha açık yapılabiliyordu. Örneğin, “bak bu da teslim olmuş, asker ona bir şey yapmamış” diyebiliyorduk. Öcalan’ın ütopyaları  yüzünden binlerce insan öldü.         

          Bir daha mı?  Asla.

                            


Favori olarak ekle (19) | Görüntüleme sayısı: 258

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:



Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
eXTReMe Tracker