|
Sayfa 1 Toplam: 2 [[A]] [[/K]] TEK ANAYASA;ÜÇ ÜLKE ,IRAK BUHARLAŞIYOR
Irak'ta yitirilenlere bir yenisi daha ekleniyor: Iraklılık ve Arap kimliği. 11 Ekim'de kabul edilen Bölgeler Yasası, Irak'ın parçalanma senedi gibi algılanıyor.
11 Ekim 2006, pek yankı bulmasa da Irak için yeni bir miladın habercisi oldu. Zira Irak Parlamentosu bu tarihte, ülkenin Sünni, Şii ve Kürt bölgesi olarak üçe bölünmesini resmen onayladı. Bölgeler Yasası adı verilen bu kanunla hem otonom bir Kürt devleti resmen tanınmış oldu, hem de Kürtlerin Irak'ın petrol zenginliğini elinde tutmaları. Yasanın 140 no'lu Kerkük maddesi, kentte yerlerinden edilenlerin (özellikle Kürtler kastediliyor) geri dönmesini ve yeniden yerleştirmenin yerel idare (Kerkük valisi) tarafından tanzimini öngörüyor. Sünnilere ise Şii ve Kürt bölgesel yönetimleri tarafından kuşatılmış, ekonomik açıdan pek değeri olmayan bir bölge bırakılıyor. Bundan böyle Iraklılar kendilerini Iraklı ve Müslüman olarak değil Kürt, Şii veya Sünni olarak tanımlayacak.
İÇ SAVAŞ BAŞLADI BİLE 
Aslında 'federal Irak' fikri geçtiğimiz yıl kaleme alınan anayasada kabul edilmişti; ancak yeni onaylanan Bölgeler Yasası, federalleşmeyi somut bir gerçeğe dönüştürdü. Bundan böyle, bölgesel milletvekillerinin üçte birinin onayı ve yerel referandumların desteğiyle bölgesel yönetimler ilan edilecek. Ancak, ülkede hatırı sayılır bir çoğunluğu temsil eden Şii lider Mukteda el Sadr ve iki Sünni büyük grup bu yasaya karşı çıkıyor. 275 üyeli Irak Meclisi'nde kıl payı onay alan yasanın 18 ay içinde yürürlüğe girmesi bekleniyor. Muhalif Şii gruplar, yasanın merkezî yönetimin gücünü sarsacağından endişeli. Yasa yanlısı grup ise Irakın başına Saddam gibi bir diktatörün gelmemesinin garantilendiğini savunuyor. Bölgeler Yasası'nın onaylanması sonrası oluşan tablo oldukça iç karartıcı. Çünkü hem Şii hem de Sünniler içinde bir kesim bölgeler yasasını destekliyor, diğer kesim ise buna karşı çıkıyor. Yani sadece mezhepler arası değil mezhep içi büyük gerginlik de var. Aşırıcılardan ılımlılara, kendi çıkarlarına hizmet edenine kadar geniş bir yelpazede seyrediyor bu ayrılık. Durumdan en fazla memnun olanlar ise Kürtler. Zira onlar on yıllardır peşinden koştukları 'Kerkük' hayaline kısmen de olsa kavuşmak üzereler. ABD'nin, Kürtlerin desteğine karşılık Kerkük üzerinde etkin olmalarına izin vereceği yorumları bir ölçüde doğru çıkmış gözüküyor.
Anayasa ve Irak'ın geleceğiyle ilgili en önemli tartışma, yasanın ülkenin bölünmesine veya bir iç savaşa sebep olup olmayacağı. Saddam Hüseyin rejiminde Irak'ın yöneten gücü konumundaki Sünniler, mevcut anayasa ve Bölgeler Yasası'nda tümüyle dışlanmış durumda. Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Samir Salha da bu duruma işaret ediyor. Salha, Sünnilerin Irak'ın federal bir yapıya kavuşmasına kesin bir şekilde karşı olduklarını ortaya koyduklarını, buna rağmen anayasa metninde Irak'ın federe bir devlet olduğunun açıkça ifade edilmiş olması Kürtlerle Şiilerin, Sünni taleplerini büyük ölçüde göz ardı etmesi anlamına geldiğini belirtiyor.
Prof. Salha'ya göre bu anayasanın Irak'ın diğer anayasalarından farkı, hazırlanışında toplumun büyük bir kısmını oluşturan Şii Araplar ve Kürtlerin temsilcileri tarafından müzakere edilmiş olması. ABD yönetimi tarafından önce dışlanan, daha sonra referandumu kurtarmak için sürece dahil edilen Sünni Arapların katılımıyla bir metin ortaya çıktı. Nihai olarak ortaya çıkan yeni Irak Anayasası, uzun süren siyasi ve sosyal süreçlerin veya toplumun geniş katmanları arasındaki bir uzlaşmanın yansıması da değil. Tersine düşmanca tavırların, iç-dış baskıların ve kısıtlı zamanla yarışın bir sonucu. Yeni anayasanın kabulü sonrası, 1 Kasım 2005 günü Mesud Barzani'nin İngilteredeki Chatham House'da katıldığı toplantıda verdiği mesajlar aslında durumu özetliyor. Demokratik kurumların yeniden gelmesi ve tahrip olan alanların yeniden inşa edilmesi konusunda örnek olduklarını söyleyen Barzani, ayrıca anayasa uyarınca mevcut petrol üretiminden elde edilen gelirin federal hükümete gideceğini; ancak yeni keşfedilen yataklara hem iznin Kürdistan Hükümeti'nce verileceğini hem de gelirin bölgede kalacağını söylemişti. Prof. Samir Salha'ya göre bu gibi açıklamalar, Irak'ta kurulacak müstakbel düzenin ipuçlarını o günlerde de veriyordu.
Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi İbrahim el Marashiye göre 140 numaralı Kerkük maddesi iç savaşa yol açabilir. Marashi, Kerkük'ün herkese açık olacağı; ancak bunun Kürt yetkisi çerçevesinde gerçekleşeceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca 2005'te Kürtlere zaten özerklik verildiği kanaatinde. Son yasa ise somut uygulamalara zemin hazırlamış durumda. Marashi'ye göre bu durumda Sünni toplum işlevsiz bir toprağa hapsedilecek. Ona göre iç savaş 2006 Şubat'ında Samarra'da Şii türbesinin yıkılması ile başlamıştı zaten. Filistinli Arap düşünür Ramzy Baroud da Irak'ta Amerika dahil tüm tarafların katılımıyla, iç savaşın etkin bir biçimde başladığı kanaatinde. Ancak ABD bunu kabul etmeye pek yanaşmıyor; çünkü bu, Irak macerasının tümüyle başarısız olduğu anlamına geliyor. Baroud'a göre "iç savaş" için öylesine çok gösterge var ki. Bunlardan biri de, savaşın, etnik ve mezhepsel şiddetle birlikte üç milyon Iraklı'nın mülteci konumuna düşmesine yol açması. Baroud, "Irak anayasasının Sünniler tarafından boykot edilmesi de Irak'ın politik egemenliğini zedeledi; böylesi bir bölünme kaçınılmazdı. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Leslie Gelb, Irak'ın üç küçük ülkeye bölünmesi fikrini baştan beri savunuyordu." diyor. Baroud'un dikkat çektiği bir diğer husus, kısa vadede Irak'ı bölmenin ABD ordusunun işine yarayacağı; ancak uzun vadede şiddeti tırmandıracağı gerçeği. İngiliz Dışişleri Bakanı Margaret Beckett de bu noktaya parmak basarak bölünmeye karşı çıkan isimlerden biri.
KÜRTLER DÜNDEN RAZI
Şiilerin bir bölümü gün be gün bölünmeyi daha kabul edilebilir buluyor. Kürtler ise dünden razı. Güneydeki Şiiler de kendi ellerinde bulunan petrol kaynaklarından tatmin olmuş durumda. "İki arada, bir üçgende" kalanlar ise Sünniler& Onlar 'sünni üçgeni' olarak tabir edilen merkezle tahdit edilmiş durumda ve burası en hassas bölge. Üstelik ABD işgalinin odak merkezi. Bölgede petrol kaynakları çok kıt ve ekonomik bir 'refah' ihtimali zayıf. Anayasa ile Kürtlere verilen bölgeler şimdilik üç il; Dohuk, Erbil ve Süleymaniye. Ancak, bu bölgenin sınırları civar illerde yapılacak referandumlarla genişlemeye müsait. Anayasa'nın 116. maddesi; "Bir veya daha fazla sayıda vilayetin, talep gelmesi durumunda referandumla bir bölge oluşturmasını" mümkün kılıyor.
Kürtlerin temel talepleri, "Kuzey Irak'taki kanunlarının federal kanunların üzerinde olması, peşmergelerin bölgesel askerî güç olarak kabulü, doğal kaynakların kontrolü, toprak sorunlarının çözülmesine yönelik bir formül, gümrük kapılarının kontrolü, din-devlet ilişkilerinde makul bir denge" olarak sıralanıyor. Bunlara ek olarak cumhurbaşkanlığı, maliye, savunma ve içişleri bakanlıkları; Kerkük'ün Kürdistan federal bölgesine dahil edilmesi, petrolden elde edilen %17'lik payın %25'e çıkarılması da var. Bu arada, Saddam Hüseyin tarafından Kürtlere yönelik gerçekleştirilen katliamların sunuluş biçimi, Kerkük'ün bir Kürt kentiymiş gibi yanlış bir algılamaya da yol açıyor.
ELVEDA IRAKLILIK VE ARAP KİMLİĞİ!
Irak, savaş sonrası adım adım bölünmeye doğru giderken Iraklılık ve Iraklı Arap kimliği de yavaş yavaş buharlaşıyor. Prof. Samir Salha, "Artık Irak devletinden söz etmek yerine Sünni, Kürt ya da Şii kelimeleri telaffuz ediliyor. Bu da ülkenin artık farklı gruplara ayrıştığının işareti. Iraklı kimliği yok oluyor ve Irak'ın bölünmesinin yolu açılıyor. Sünni Araplar, Türkmenler ve bölgesel aktörlerin istemediği bu anayasa hem iç güvenliği hem de bölgesel güvenliği tehdit eden maddeler içeriyor. Suriye, İran, Irak ve Türkiye'nin etnik dağılımı ve dinî yapıları dikkate alındığında Irak anayasasının getireceği değişimden bu ülkelerin de etkileneceği kesindir." yorumunda bulunuyor. Bakalım yanlış hesap Bağdat'tan dönecek mi?
MEKKE BELGESİ İÇ SAVAŞI DURDURUR MU?
İslam Konferansı Örgütü'nün girişimiyle geçtiğimiz günlerde Mekke'de bir araya gelen Iraklı Şii ve Sünnî dinî liderler, ülkede mezhep çatışmasının durması için çağrıda bulunarak, bu amaçla hazırlanan 'Mekke Belgesi'ne imza koymuştu. Peki Mekke Belgesi Irak'taki iç savaşı durdurur mu? Uzmanların tümü ağız birliği etmişçesine karamsar konuşuyor. Çünkü, ABD önderliğindeki işgal güçlerinin varlığı ve mevcut 'bölme' politikaları sürdükçe, mezhepler arası çatışmaların dinme ihtimali de pek az görünüyor.
Samir Salha: "Mekke Anlaşması'nın içeriğine, ruhuna, temel prensip ve ilkelerine hangi şartlar altında ortaya çıktığına bakıldığı takdirde aklıma tek bir şey geliyor. Irakta ABD'nin başarısızlığı ve ABD'nin bu savaşına destek veren medya ve beyin takımının tepki ve yorumları."
İbrahim El Marashi: "Herhangi bir farklılık getireceğini sanmıyorum. Arap Birliği de benzer bir plan için çabaladı ve başarısız oldu. Başbakan Maliki'nin de böyle bir girişimi vardı; ancak tüm taraflarca kabul görmedi. Şimdi Irak, 15 yıl boyunca iç savaş yaşayan Lübnan'a benzeyebilir. Tıpkı Lübnan'ın geçtiği yollardan geçiyor."
Ramzy Baroud: "Barış getireceğini ummuyorum. Çünkü günlük şiddet ve kan devam ediyor. Şiddetin bu noktaya varmasından sonra bu tür girişimler etkili olmaz. Daha işin başında inisiyatif alınmalıydı."
Favori olarak ekle (27) | Görüntüleme sayısı: 1071
|