|
Sayfa 1 Toplam: 2 | AB'NİN İŞGAL PLANINI AÇIKLIYORUZ!.. | |

AB, Fırat, Dicle suları ile bölgedeki barajlar ve GAP'ın AB yönetimine devredilmesini şart koşuyor
AVRUPA Birliği tam bir tasfiye projesi olan ilerleme raporunun ardından Türkiye'ye dayatacakları önemli konular belli olmaya başladı.AB, 9 Kasım'da başlayacak görüşmelerde Fırat-Dicle havzalarının kullanımında denetim yetkisi isteyerek, Ortadoğu'da suyun vanasını elinde tutmayı tasarlıyor. AB'nin üye ülkelerin gıda ihtiyacı olduğunda GAP topraklarının işletilmesini de gündeme getireceği belirtiliyor.
Petrol de ortak işletilsin
AB, önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da petrolden daha değerli konuma gelecek olan suyun kontrolünü ele geçirmeyi ve topraktan çıkan ortaktır " politikasını uygulamaya çalışıyor. Türkiye'nin de " Madem topraktan çıkan ortaktır, o zam da Ortadoğu petrollerinin işletilmesinde bize de pay hakkı versinler " önerisini getirmesi isteniyor. AKP, hükümetinin önümüzdeki günlerde AB ile masaya oturduğunda nasıl bir tavır takınacağı merak konusu
Askeri bölgelere AB standardı
KARA sınırları boyunca tesis edilen askeri yasak bölgeler, bazı faaliyetler için daraltılabilecek veya kaldırılabilecek. Konu bu hafta Meclis'te görüşülecek.
Bir bu eksikti
AB sularımızı istiyor
AB, Fırat ve Dicle suları ile bölgedeki barajlar AB yönetimine devredilmesi için harekete geçti. AB gerektiğinde GAP'a el koymayı da istiyor. 9 kasımda başlayacak görüşmelerde Fırat ve Dicle sularının AB yönetimine devredilmesinin, Türkiye'ye şart koşulacağı belirtildi.
Avrupa Birliği (AB), tam bir tasfiye projesi olan ilerleme raporunun ardından Türkiye'ye dayatacakları önemli konular belli olmaya başladı AB, Fırat ve Dicle suları ile bölgedeki barajlar AB yönetimine devredilmesi için harekete geçti. Avrupa Birliği, Türkiye'nin Fırat ve Dicle nehirleriyle ilgili su politikasında söz hakkı talep ediyor. Bu isteğe AKP hükümetinin ne cevap vereceği merak ediliyor.
Vananın başına geçme isteği
Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinin yol haritası niteliğindeki 'Katılım Ortaklığı Belgesi'9 Kasım'da yayınlanacak. Brüksel'den Ankara'ya ulaşan bilgiler, Katılım Belgesi'nde, Fırat-Dicle nehirleri için kritik isteklerin ön plana çıktığını gösteriyor. AB, Fırat-Dicle havzalarının kullanımında denetim yetkisi isteyerek, Ortadoğu'da suyun vanasını elinde tutmayı tasarlıyor.
AB, geçen yıl yayımlanan 'Türkiye'nin AB'ye Üyeliğine Etki Raporu'nda da Fırat-Dicle havzalarına ortak olma isteğini vurgulamış, Ankara ise karşı çıkmıştı. AB'nin Katılım Ortaklığı Belgesi'nde tekrar gündeme getirmeye hazırlandığı Fırat-Dicle havzaları konusuna Ankara yine karşı çıkıp çıkmayacağı önümüzdeki günlerde belli olacak..
En büyük sorun
AB'nin bu isteğine "Kıyıdaş ülkeler arasında çözüm" önerisi getirmiş ve 3. tarafların sulara müdahalesine karşı çıkmıştı. AB'nin, Fırat ve Dicle'yi iki ayrı havza olarak göstermesi de Ankara'yı rahatsız ediyor. Ankara, Fırat- Dicle'nin, tek havza olduğunu ve Şattül Arap adı ile birleştiğini ve Körfez'e döküldüğü tezini savunuyor. Ankara'nın "tek havza" yaklaşımı, sınır aşan sulara ilişkin daha fazla miktarda suyun komşu ülkelere bırakılması baskısına karşı bir koz olarak kullanılıyor. Türkiye ayrıca, önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da petrolden daha değerli konuma gelecek olan suyun vanasını AB'ye vermeye yanaşmıyor. Diplomatik kaynaklar, "Bazı dönemlerde hem Türkiye hem de Kıyıdaş ülkelerle sorun yaşanabilir" görüşünü dile getirdiler.
GAP da sırada
AB, Türkiye'nin en büyük yatırını Güneydoğu Anadolu Projesi'ne (GAP) dahil toprakları da gereğinde işletilmek için bastırıyor. AB'nin üye ülkelerin gıda ihtiyacı olduğunda GAP topraklarının işletilmesini de gündeme getireceği belirtiliyor.
7 bin dönüm toprak satıldı
Şu anda başta İsrail olmak üzere dünyanın bir çok ülkesi GAP'tan toprak alma yarışında. Bu yarış AKP'nin çıkardığı kanunlar sayesinde daha da arttı.AB uyum yasası sonrası aradan geçen yaklaşık iki yılda yabancılar toplam 7 bin 444 dönüm, 12 bin 166 adet taşınmaz edindi. Bu taşınmazların 9 bin 807 tanesini bina-bağımsız bölüm, 2 bin 359 tanesini arsa-arazi oluşturuyor. Yabancıların en fazla rağbet ettikleri yerler ise turizm beldeleri ve GAP.
AB'den "baraj" baskısı
Avrupa Konseyi Parlamentosu Kültür Varlıklarını Koruma ve Kültürel Miraslar Alt Komisyonu Üyesi CHP Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu, İzmir'in Bergama İlçesi'ndeki 1800 yıllık Allianoi Antik Kenti'nin kurtarılması için, komisyonun, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'e mektup yazdığını bildirdi.
Komisyon bilgi istemiş
Coşkunoğlu, , geçen hafta Romanya'nın başkenti Bükreş'te yapılan toplantıda, komisyonun, Allianoi Antik Kenti'nin Yortanlı Baraj suları altında kalmaması için "baskı oluşturulması" yolunda karar alındığını belirtti. Komisyonun, aynı zamanda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e Yortanlı Baraj inşaatının durdurulması veya tasarımında değişiklik yapılması yönünde mektup gönderdiğini kaydeden Coşkunoğlu, şu bilgiyi verdi: "Komisyon, benden de baraj ve antik kent hakkında bilgi istedi. Gelecek hafta, Bükreş'te yeniden toplanacak komisyona bilgi vereceğim.
Bölge, 2001 yılında Sit alanı olarak ilan edilmiş olmasına rağmen 2003 yılında itibaren yatırıma başlanmıştır. Sit alanına bu şekilde bir yatırım yapmak, ayrı bir hukuk davası ama ben bunu seçim yatırımı olarak yorumluyorum. Yortanlı Baraj inşaatı için, İzmir 1 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından durdurma kararı alınmıştır. Bütün bunlara rağmen inşaat devam ederek bu güne kadar yaklaşık 13 milyon YTL'lik yatırım yapılmıştır."
"Turizme büyük zarar verir"
Çözümün barajın tasarımında değişiklik yapılması olduğunu belirten Coşkunoğlu, durumun tartışılması için Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'a soru önergesi vereceğini açıkladı. Osman Coşkunoğlu, baraj inşaatının tasarımının değişmesinin masraflı olduğunu, ancak antik bir kentin yok olmasının Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıntıyı düşüreceğini söyledi. Coşkunoğlu, "Türkiye kültürel ve doğal varlıklarını koruyacağına dair uluslararası birçok sözleşmeye imza atmıştır. Antik kentin yok olması, ülke turizmi için de büyük kayıp olacaktır" dedi.
Askeri bölgelere AB standardı
Askeri yasak bölgeler, bazı faaliyetler için daraltılabilecek, hatta kaldırılabilecek. Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yasası'nda değişiklik öngören yasa tasarısının, bu hafta TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi bekleniyor. Tasarıya göre, kara hudutları boyunca tesis edilen askeri yasak bölgelerin sınırları, kamu yararı bulunması kaydıyla milli eğitim, kültür, turizm ve spor amaçlı faaliyetler için Genelkurmay Başkanlığı'nın teklifi üzerine, Bakanlar Kurulu'nca daraltılabilecek veya kaldırılabilecek.
---------------------------------------------------------
.
Kars'ta neler oluyor Serdar KURU
Sevgili dostlar, kulağıma gelen haberlere göre dost ve müttefiğimiz Amerikanın Global Heritage Fund (Küresel Miras Fonu) isimli kuruluşu şu aralar harıl harıl Kars ilimizde faaliyet göstermekteymiş. Kuruluşun binlerce dolar harcıyarak yaptığı restorasyon planına "Kars Osmanlı bölgesi koruma planı" adı verilmiş ve bu kapsamda Kars ilimizin Osmanlı mirası tarihi eserleri ve kültürel anıtları restore edilerek Kars, Kafkasya bölgesinin çok kültürlü ve çok etnik gruplu geleceğinin bir örneği haline getirilecekmiş. Kars Belediyesi ve geçenlerde sayın Erdoğan'ı "Kürt sorunu" hakkında bilgilendiren aydınlar arasında bulunan işadamı Osman Kavalanın yönetimindeki Anadolu Kültür A.Ş'nin desteğinde yürütülen bu projeyle Kars ilimiz uluslararası bir turizm merkezine dönüştürülecekmiş. Küresel Miras Fonunun projeyi tanıtan sitesinde "2005 senesinde Ermenistan sınırının açılmasıyla projenin hız kazanacağı da önemle belirtilmiş" benim cahilliğime verin herhalde ben kaçırmış olabilirim ama birileri 2005 senesinde Ermenistan sınırının açılacağına dair söz vermiş galiba aman yanlış anladıysam hürmetli büyüklerimiz beni düzeltsin. Bizim Osmanlı geçmişimize bizden daha fazla ilgi gösteren bu kardeş Küresel Miras Fonunun yönetimine bir bakalım isterseniz. Marj Chandlier global turizm şirketi Expedianın halka ilişkiler müdürü ve aynı zamanda Cizvit papazlarının sahibi olduğu Regis üniversitesinin yönetim kurulu üyesi. Bonnie Cohen başkan Clintonun ekibinden Yahudi asıllı bir bayan. Clinton zamanında dışişleri bakanlığının dünya çapındaki elçiliklerinin tüm operasyonlarını yönetiyordu. Kendisi ayrıca Uluslararası Yatırımcılar Konseyi kurucu üyesidir. Şu an Küresel Miras Fonunun başka bir yöneticisiyle birlikte Wellsford emlak şirketinde görev yapıyor. Johannes Linn ise bir başka Miras Fonu yöneticisi. Kendisi dünya bankası başkan yardımcısıyken Kemal Dervişle ünlü kredi anlaşmalarımızdan birine imza atmıştı. Dünya bankasından emekli olduktan sonra dünyaca ünlü think tanklardan Brookings Enstitüsünde görev yapıyor. Jeffrey Lynford ise Wellsford Properties isimli gayrimenkul şirketinin sahibi ve biraz önce bahsettiğim bayan Bonnie Cohenle birlikte çalışmakta. Başka bir emlak şirketi sahibi üye ise Richard Maltzman. Küresel Miras Fonunun başkanlığını ise yılların şehir planlama uzmanı ve Stanford üniversitesi Ekonomi Politikaları Enstitüsü üyesi Jeff Morgan yapmakta. Kısacası sevgili dostlar bu tarihi eserlere çok meraklı ve Kars ilimizi toptan restore etmeye niyetli kurumun başındakiler turizm,emlak sektörü,Amerikan Devleti ve Dünya Bankasının temsilcilerinden oluşmakta. Düşünün bakalım bu odakların herbirinin ortak çıkarları ne olabilir. Şimdi bir de Küresel Miras Fonunun Türkiye'den ortağı Anadolu Kültür A.Ş ye bakalım. Başbakanımızla görüşen aydın işadamımız Osman Kavalanın başında bulunduğu Anadolu Kültür A.Ş, Diyarbakır Sanat Merkezini açarak ismini duyurmuştu. Bu Diyarbakır Sanat Merkezinin çok ilginç çalışmaları var. Mesela son olarak ünlü eser "Bir Delinin Güncesinden" uyarlanan tiyatro oyununu Kürtçe olarak sahnelediler tabi ismi de "Rojniviska Dînekî oldu". Kelime haznesi biraz zayıf Kürtçe'yle böylesine önemli bir eseri sahneye koymak biraz zor olmuştur herhalde. Kendileri şimdi de Kars Kültür merkezini açtılar bakalım oralarda ne türlü kültürel faaliyetler gösterecekler merakla bekliyoruz. Anadolu Kültür A.Ş'nin destekçileri arasında kendi sitelerinde verdikleri bilgilere göre British Council,Goethe Enstitüsü, Sorosun Açık Toplum Enstitüsü, Avrupa Birliğine bağlı Europan Cultural Foundation ve Diyarbakır Rotary Kulübü gibi hayırsever kurumlar bulunmakta. Evet sevgili dostlar durum bu ama itiraf etmeliyim ki Kars'ta Osmanlı kültürünü canlandırmak için biraraya gelen bu arkadaşların ilgilerinin sebebini ben pek anlamadım umarım Kars Belediye Başkanımız veya hürmetli büyüklerimiz duruma bir açıklık getirirde biz de olayı iyice anlarız. Sayın büyüklerimiz Kars'ta neler oluyor ?
GÖKÇE ADA-DA YUNAN OYUNU
Vedar Yener
Türkiye Cumhuriyeti AKPnin de yardımıyla büyük bir uçurumdan sürükleniyor. Türkiye üzerinde emelleri olduğunu açıkça ifade eden PKKlılara, Ermenilere, Süryanilere ve Rumlara yol verilmesinden azdılar Cemaati olmayan yerlerde bile oldu bittiyle kiliseler açıldı. Ardından da Edirne ve Trakyada burada yaşamış toplumlarla ilgili bütün kültür adı altındaki projelere AB fonlarından paralar akmaya başladı. Buralarda yaşayanların aslında Rumlar olduğunu hatırlatan belgesel ve filmler için düğmeye basıldı. Türkiyeyi kurtuluş savaşında alamayanlar şimdi işlerini silahsız bitirmeye hazırlanıyorlar. Gökçeadada yaşayan Rumlara Yunanistandan yeni bir talimat geldi ve bu talimat hızla uygulamaya konuldu. Rumların evlerini Yunan bayrağının rengi olan mavi beyaza boyamaları isteniyor. Bilenler bilir. Egedeki Yunan adarındaki evler mavi beyazdır. Türk adalarındaki Yunanlıları gizliden gizliye örgütlüyorlar.Bugünlerde daha da haince bir plan uygulamaya koydular. Eski taş evleri alan Rumların evlerini restore ettirirken özellikle Kürt işçilerin kullanılması isteniyor. İşçilerin ve özellikle fakir Kürtlerin bölücülük yönünde daha kolay kandıracağını düşünüyorlar. Adalarda sinsi oyunlar peşinde koşturan komşumuz Yunanistan, aklınca adalarda yaşayan Kürtleri ve Yunanlıları akıllarınca zaman içinde stratejik ortak yapıp zamanı gelince Türkiyeyi karşı harekete geçirecek. Bütün Türkleri ve Kürtleri bunlar salak zannediyorlar her halde. Bunlara Dur2 diyen olmadığı için şimdilik meydanı boş buldular. Bir avuç PKKlı terörist nedeniyle Kürtlerin Türkiyeyi ve Türkleri hemen satacağını mı düşünüyorlar? Oysa ki Kurtuluş savaşında vatana ve millete sahip çıkan, bayrak için canını verenler, Yunan askerine Türkiyeye çıktığına pişman edenler arasında Türklerle omuz omuza Kürt de vardı Laz da , Boşnak da, Arap da., Çerkez de& Bunlar uslanmaz, müzmin Türk düşmanı Akılları fikirleri bu güzel toprakları bir şekilde ele geçirmek. Bu yolda her türlü oyunu ve senaryoyu uyguluyorlar. Bugünlerde anam Kürt, babam Arap ben kimim? diye soran Milli eğitim bakanı Hüseyin Çelik İnkılap Tarihi ders kitaplarından içinde ne mutlu Türküm diyene gibi onları son derece rahatsız eden cümlelerin bulunduğu yüce Atatürkün Nutkunu çıkarttı. Bu duruma hiç kimse sesini çıkartmıyor, çıkartanları da biz duyamıyoruz.. Hızını alamayan Hüseyin Çelik. Türkiyede yaşayan yarısı 60 yaşın üzerindeki 1500 kadar Rumun aslında Hıristiyan dünyası için Harp okulu olarak açmak istedikleri Ruhban okulunu açmaya hazırlanıyor ve ekliyor istersem 24 saatte açarım Bu sözlere karşı bir vatan evladı babayiğit politikacı çıkıp hesap sormuyor Biri çıkıp aklını başına topla sen açarsın ama biz de iktidara gelince de 24 saatte kapatırız ve seni vatana ihanetten yüce divana yollarız demeye cesaret edemiyor. Türkiyede herkes Kürt milliyetçiliği adına açıklama yapıyor. Herkes Ermeni milliyetçiliği adına açıklama yapabiliyor. Rum çıkarları adına Türk halkına meydan okunabiliyor. Hepsi serbest, ama Türkler, milletine sahip çıkan ya da Türklükle ilgili açıklama yaptığı anda faşist ilan ediliyorlar. Keriz uyandı&Bu numaraları artık kimse yemiyor Yukarıda adı geçen milletler bir an önce aklını başına almalıdır. Türk vatanında ve Türk milletiyle kardeşçe yaşayacaklarsa. fazla gaza gelmesinler. Türkiyenin parçalandığını düşünüp, AKP hükümetini de Damat Ferit Hükümetine benzetebilirler. Haksız değiller ama akıllarını başlarına almalarında onlar adına yarar var Bu milletin onuruyla oynandığında neler olduğunu en iyi onlar biliyor. Bence yaşlılar gençlere iyi anlatsın ki aynı trajedi bir daha yaşanmasın.
MUKAYESE !... Rizedeki sel felaketinde 7 kişi hayatını kaybetti. Çok sayıda yaralının yanı sıra birkaç yerleşim birimi yok oldu. Maddi hasar çok büyük..Hiç kimse çıkıp yürüyüş yapıp devleti suçlamadı. Devlet dairelerini ve güvenlik güçlerini taşlamadı. Eğer bu olay Güneydoğuda olsaydı, birileri hemen milleti ayaklandırırlardı. Halkı sokaklara döküp devlet aleyhine, Apo lehine sloganlar attırırlardı. ABnin türk düşmanı medyası ve gözlemcileri gelip haberler yapardı. Devletin nasıl yardım etmediğini, ayrımcılık yaptığını iddia ederlerdi. Helal olsun, en az güneydoğudaki vatandaşlarımız kadar fakir Rizeli vatandaşlarımızdan çıt çıkmadı. Doğal afetle devletin bir ilgisinin olmadığını, ayrıca yapılan evlerin gerçekten çürük olduğunu onlar da biliyordu. Hakkarideki son depremde bir kişinin burnu bile kanamadı ama halk devlet yardım etmedi diye sokağa döküldü. Dökülenler de, döktürenlerde bu milleti uyuyor sananlarda akılarını başlarını alsın Favori olarak ekle (29) | Görüntüleme sayısı: 827
|