| Hazan Gül'ü |
|
|
| Salı, 13 Şubat 2007 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sayfa 1 Toplam: 2 Selma TEMİZ Hazan Gül'ü Mazinin, tozlu sayfalarında esen asi bir rüzgardı mevsim.. O yıl son senesiydi, lisey Kahverengi gözleri, açık kestane ve kızılı andıran, omuzlarından aşağıya dökülen saçları Güle daha bir başka güzellik katıyordu. Mahallenin en güzel kızlarından biriydi, ruhundaki güzellik mağrur bakışlarından daha etkileyiciydi. Kibirli görünümün arkasında saklanan merhamet duvarı ulaşılmazlığını kaldırıyordu ortadan. Yalan söylemeyi becerebildiğini düşünen genç kız, ruhunu keşfedenden habersizdi. Özgürlüğüne bırakmıyordu yüreğini, belki de kendisini tanımıyordu Gül. Son demini yaşayan mevsim kurulan tuzaklardan habersiz, avını bekleyen kaplanın pençesi hamlesini yapmak üzereydi. Başına geleceklerden habersiz, en büyük hatasını yapmıştı Gül. Kuşlar acı nağmeler söylüyordu şimdi mahallede, esrarengiz bir şekilde evini terk etmişti; aynı mahallede yaşayan evli bir adamla. Bu kara lekeyi taşıyacaktı yıllarca. Polislerin köşe bucak aradığı bir suçlu, sonu olmayan, gelecek vaad edemeyen bir gençle ailesine rest çekip gençliğini ve güzelliğini darağacına asmıştı Gül. Mahallede dedikodular başlamış ilk damgasını yemişti. Uçsuz bucaksız bir maceranın kollarına atmıştı kendini Gül. Biliyordu ki kaçtığı genç bir gün yakalanacak ama umurunda değildi; nefsinin esiri olmuştu bir kez. Hiçbir zaman ailesi şüphelenmedi Gülden. Genç adama abi diyordu, kimse bilmiyordu ki? Oysa gizli gizli buluşuyordu Gül. Sevdiğini düşünüyordu genç adamı; oysa aşk, düşündüğü kadar basit değildi, aşk ulaşılmazdı. Ve günboyu bıkmadan usanmadan sevmek. Gül, yüreğinin kapısını yanlış kişiye açmış, yanlış kişiyi misafir etmişti. Sevmek yüreği satın almaktı, misafir etmek değil; bilmiyordu ki?.. Babası kahrolmuş, yıkılmıştı; sanki, cenaze çıkmıştı evden. İnsanların yüzüne bakamayacağını düşünerek terk etti o sabah mahalleyi; babanın güvendiği, canından çok sevdiği bebeği evini terk etmişti. Babaannesi de yalnız kalmış, yaşlı bedeni biraz daha çökmüştü. Gülün böyle bir şey yapacağı kimsenin aklına gelmiyordu. Oysa çok güzeldi, Gülü seven birçok genç vardı, fakat aralarında öyle biri vardı ki dünyanın başına yıkıldığını sandı. Sessiz çığlıklar koptu yüreğinde genç delikanlının ve sessizce yandı yüreği, gülünü koparmışlardı dalından. Oysa, o gün kendini hazırlamış reddedilmeyi göze almıştı. Sokağın başında Gülü beklemiş, bir türlü karşılaşamamışlardı. Belki de beni seviyordur diye düşünürken bütün hayalleri ve umutları bitmişti o sokağın başında genç delikanlının. Yüreğine mayınları döşeyip gitmişti hazan gülü, beynine ve yüreğine kazınmıştı hayali, çıkarmanın mümkünü yoktu artık. Ağır adımlarla yürürken delikanlı, bir şairin dizelerini sıralıyordu mahzun bakışıyla; varken de yoktu yanımda yoklukta sevdim seni diyebildi genç. Artık ebediyen susacak, hiç kimsenin aşkıyla alay etmesine izin vermeyecekti. Sevdasını sır deryasının kollarına atacaktı, gülü her gördüğünde azap duyacağını bilse bile. Gülün mahalleyi terk etmesinin üstünden bir yıl geçmişti, genç bir türlü unutamamış, daha da bedbaht olmuştu. Ve bir gün nefsinin zaaflarına yenik düşerek kendini Gülün çalıştığı mekanın kapısında buldu, kalbini esareti altına alan aşk mıydı bilmiyordu. Aslında bir arzu, bir tutkuydu ve tutkusunun esiri olmuştu genç. Gökyüzündeki yıldızlar kadar uzaktı Gül oysa, hayallerinden dahi çıkarmalıydı ve bir daha gelmemeliydi buraya. Biliyordu unutamayacaktı; unutmak için dünyadaki bütün güllerin yok olması gerekti. Ardına bakmadan yürüdü genç adam meçhule ve dudaklarından çıkan nağmeler şairin yüreğini ürpertiyordu. Hazan gülü eğer bir gün seversen, güllerin dikeni batarsa yüreğine, bil ki orada ben varım... Ve umutsuzca umuda doğru yolculuğa çıktı genç adam. Gülün hiçbir zaman bu gizli hayranından haberi olmadı ve hiçbir zaman da olmayacaktı. Güzelliği miydi, bahtı mıydı, kaderi miydi bilinmez? Bir hata yapmış, diyetini ödüyordu hatasının şimdi. Macera bitmiş, pişmanlık sarmıştı ruhunu Gülün ve günler sonra uğruna kaçtığı adam polisler tarafından yakalanıp tutuklanmıştı; Gül de ilk defa karakolla tanışmıştı artık. Bir süre sorguya çektiler ve serbest bıraktılar. İstemediği kenar mahalleden kurtulmuştu ama koskoca şehirde yalnız kalmaktan kurtulamamıştı. Ailesine de dönemezdi; dalından koparılan gonca bir gül gibi boynunu büktü kaderine. Aradan üç yıl geçmesine rağmen ailesi affetmemişti Gülü; birkaç kez babaannesinin evine gelmiş ve babaannesi de sırtını çevirmişti. Ne yapacağını bilemedi bir süre, babası affetmiyor, tüm akrabaları kapıyı kapamışlardı yüzüne. Karşılıksız, menfaat olmaksızın ayaklarının üzerine basamayacağını biliyordu, hayatın maddiyata dayandığını anlamıştı. Bir süre sonra iş bulduğu söylendi, kısa bir zaman sonra da çalıştığı yerde müdürüyle dini nikahla yaşadığı söylentisi duyuldu mahallede. Asıl gerçekler Gülde saklıydı; önce amcası vefat etmiş, cenazesine gelememişti. Düşene bir tekme vururlar hesabı Gülü dışlamışlardı, oysa hassas kalbinin sevgiye ihtiyacı vardı. Evi terk ettiği günden beri acılar bitmiyor ama çoğalıyordu. Sekiz ay sonra babası da hastalanmıştı, tek arzusu babasını görebilmekti, ne yazık ki akrabaları izin vermiyorlardı. Gülün atfedilmez suçuydu evden kaçması, bir kez babasını görebilse, baba hasretiyle yanan yüreğine sular serpilecekti, evet artık mutluyum diyebilecekti. Ve hastanenin kapısından içeriye alınmadı Gül, umutsuzluk sanki gölge gibiydi peşinde. Ve bir gün uğruna evini terk ettiği insan da çıkmıştı hapisten. İlk önce telefonla rahatsız etmeye başladı ve arkası kesilmedi, sürekli sözle taciz ediyordu. Bir gün Gülün yoluna çıktı; ya benim olursun ya da ölürsün.. Oysa Gül, birçok kez kendini öldürmeyi istemişti ama başaramamıştı. Gül gencin elindeki silahı şakağına dayayarak hadi vur beni diye haykırdı. İnsan bir kez ölür, ben seninle evimi terk ettiğim gün ölmüştüm diyerek ardına bakmadan yürüdü genç kız. Ve bir gün Cuma sabahı babasının ölüm haberini aldı. Duyduklarına inanamıyor, hayatın acı sahneleri sergileniyordu dünya tiyatrosunda. Artık hayat anlamsız, umutlar yarınlar umurunda değil. Babasına olan hasreti ve özlemi yıllarca sürmüş, cansız bedenini görmeye gelmişti her şeye rağmen. Bir odanın içinde boylu boyunca uzanmıştı babası, yaklaştı babasına, kendini tutamayıp ağladı gecelere inat, yalnızlığa inat ağladı, dalında açmadan solan bir gül mevsimlere inat ağladı. Babasının başucunda dizlerinin üzerine oturarak soğuk yüzünü açtı, titrek elleriyle okşuyordu babasının saçlarını, ben geldim dedi, aç gözlerini baba, bebeğin geldi. Gözyaşları düşüyor bitkin vücudundan soğuk cesede, sabahlara kadar gidermeye çalışıyor babasıyla olan hasretini, biliyor ki babası bebeğini seyrediyor ve saatler sonra tabuta konulan babasını yolculuyor vuslata kadar.. Güle kahpe damgasını vuranlar içlerindeki kahpelikten bihaber, cahil bir toplumun cahil insanlarıydı. Sahipsiz bir çiçekti Gül ve çiçekleri koklamak yerine çiçekleri ezene rastlamıştı. Ruhuna hapsettiği aşkı anlayamamış, kader doğru insanları çıkarmamıştı yoluna, kim bilir belki de çıkmıştı ama Gül farketmemişti. Gözleri saklayamıyordu ki; derinden bakıldığında gül aşktı zaten. O, hazan gülüydü dört mevsimde tomurcuk tomurcuk açan ve mevsimini bekleyen genç kız, yüreğine sakladığı sırlarıyla umut yolculuğuna çıktı. Umutlar gider ama umutlar bitmez.. Favori olarak ekle (58) | Görüntüleme sayısı: 1695
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki |
|---|

















/ Hikaye
i bitiriyordu Gül. Sabahları okula giderken karşılaşıyorlardı. Aşk tohumları gencin yüreğine ekilmiş, çılgınca bir aşk kasıp kavuruyordu kalbini. Gül'ün bir selamıyla yüreğine sığmazdı sevdası, bir tutku haline gelmişti artık. Bazen cesaretlenir duygularını açmak ister, Gülün havalı hareketleri cesaretini kırardı, başka bir zamana ertelerdi delikanlı. Kimi zaman kır çiçeklerinden demetler yapmak ister, avuçlarına bırakırdı hayallerinde.
farketmemişti. Gözleri saklayamıyordu ki; derinden bakıldığında gül aşktı zaten. 




yuregınıze saglık harıka bı yazı bır okadar duygulu...
selma hn yazınızı okurken çok duygulandım.Gerçekte hepimizin başına gelebilecek bir hikaye,onun için bir karar verirken çok iyi düşünmeliyiz.yazınızın devamını bekliyoruz.