|
Sayfa 1 Toplam: 2 Muammer DERİN  AŞK' a DAİR CÜMLE KURMAK...
Ben edebiyat ve san'atın 'kaos' dan doğduğuna inananlardanım. İç dünyanızda kasırgalar  patlamıyor, fırtınalar esmiyorsa, gördüğünüzü resm'eder duyduğunuzu nakledersiniz! Dokunduğunuzu, tattığınızı, kokladığınızı hissedersiniz. Yani, duyu organlarınızla güdüleriniz faaldir sadece. Siz ancak "haber" verirsiniz! Muhabirlik yaparsınız yani. Sanat ve Edebiyat ise verdiği "ruh" la yaşatır. Hayatı kuşatarak, zamanın ve mekanın ötesine geçer. 'Modern' yaşamın, hayatımıza kattıklarının yanında, alıp götürdüklerini hatırlayın. Hayatı, sanallaştıran! İnsanı robotlaştıran modernite, duygularından arınmış insanın beşeri zaaflarını kutsarken; 'Erdem' lerimizi yaşamı engelleyen bir yük gibi sundu bize. Her şeyi izah ediyor, açıklıyor modernizm! Kaos yok!
Şimdiler de, modernite POST' a bürünmüş üstelik! Ve ben AŞK'ı anlatacaktım size. Modern yaşamın, model olarak sunduğu "kurgulanmış hayatların" kadın ve erkek figürlerine bakıp, bir aşk öyküsü yazabilirmisiniz? Bana soruyorsanız! Öykü yazmak şurada dursun, aşk'a dair cümle kuramıyorum. Modern çağın azizleri, bir gecelik orospuluğu kutsarken "fedekar anne" nışanıyla, ben size AŞK'ı anlatacaktım.
Üstelik gerçek fedekarlıklar türlü "orospuluklarla" aşağılanırken. Aşka dair cümle kurmak; Yaşayan anlatamaz, yaşarken anlatamaz, nutku tutulur. Yolu sevgiden geçenler, geçerken uğradıkları sevgiyi anlatır şarkılarında. Yola sevgiyle çıkanlar ne yazacak? Öfkesini bile sevgiyle sarıp sarmalayanlar....Ne yazacak...?......Hikaye anlatırım bende.
Bir budist tapınağının kapısını yabancı bir misafir çalmış. Kapı açılmış ve gelen yabancı içeri girip oturmuş bir köşeye. Saatler geçmiş, akşam olup hava kararmaya başlayınca, tapınağın baş rahibi bir bardağa ağzına kadar suyla doldurup bırakmış yabancının önune. Yabancı misafir anlamış; Kibarca, senin için yerimiz yok dendiğini. Ayağa kalkıp tapınağın bir köşesindeki güllere yönelmiş. İnce bir gül yaprağı kopartarak dönmüş su dolu bardağın üstüne bırakmış ve kapıya doğru yürümeye başlamış. Dolu bardaktan bir damla bile dökülmediğini gören baş rahib mesajı anlayıp, bu değerli misafirin ardından koşmuş; ve büyük bir saygıyla, burada dilediğiniz kadar kalabilirsiniz demiş.
Bu kadarcık mı diye hayıflanmayın. En uzun hikayeler de bir cümledir aslın da. Gerisi mi?......................HİKAYE! Gönül kapınızı çalan birisi, elinde ince bir gül yaprağı tutuyorsa, sakın bardak filan aramayın! Buyur edin. Aşk gururludur, nazlıdır, bekletilmekten hoşlanmaz. Okuma yazma bilmeyen 78 yaşında bir halam var. Eşini kaybedeli 27 yıl oldu. Yalnız yaşıyor. Geçenlerde yanına gittiğimde, nereden aklıma geldiyse, rahmetli eniştemin bir resmini istedim. Resim yok oğlum deyince; Şaşkınlıkla neden diye sordum. Halam da benim şaşırmama şaşırmış gibi, nasıl neden diye yanıt verdi. Hatıra dedim. Özleyince bakıp hatırlamak için bir resim saklamadın mı? Öyle tuhaf, öyle acı bir tebessüm çöktü ki yüzüne. İri, kara gözlerinden öyle büyük damlalar düştü ki. Sarıldım boynuna.........Bir süre sonra başını omuzumdan kaldırdı, ve..."Unutanlar hatırlar oğlum...Ben...Hiç...Unutmadım ki."
Halam, okuma yazma bilmez! 78 yaşında bir anadolu bir kadınıdır. Siz hala AŞK'a dair bir cümle kurmamı mı bekliyorsunuz! ........ AŞK OLSUN. Favori olarak ekle (68) | Görüntüleme sayısı: 1539
|