|
Erol DURAN Bu Nasıl Anlayış?
İnsanın kendini, ama her konuda, her zaman kendini haklı görmesi; çağımızın hastalıklarından biri olmalı. Birileri ülkeyi bölmeye çalışıyor haklı, birilerirejimi değiştirmeye çalışıyor haklı, birileri mevcut statükoyu, yani rejimi korumaya çalışıyor haklı, anlamak zor tabi. Şimdi bunların hepsi haklıysa,haksız kim?..
Beni anlamalısınız. Benim her uygulamam, her konuştuğum doğru ve makul karşılanmalı. Ben istediğim gibi konuşmalıyım. İstediğim gibi hareket etmeliyim.Benim düşüncelerimin aksine düşünce geliştirmeyin, çünkü incinirim, bu da demokratik olmaz. Demokrasi varsa, benim dediğim olur ama, sadece benim dediğim.Ben neye inanıyorsam, ben ne düşünüyorsam, ben ne yapıyorsam o doğru ve ancak o demokratiktir. Benim ak (!) dediğime, sen kara diyemezsin. Dersen, seni yerden yere vururum ve seni baskıcı, seni antidemokratik ilan ederim. Varsa da ben, yoksa da ben (!)…
Demokrasinin ve demokratikleşmenin sınırlarını ben koyarım. Ben istersem, demokrasiyi de ortadan kaldırırım ve bundan da demokrasi yara almaz. Zaten demokrasi bir araçtır. Gittiğim yere kadar kullanır, orada terk ederim. İyi de; düzinelerce demokrasi modeli mi var? Terk ettikten sonra hangi demokratik modeli uygulayacağız? Eğer demokratik bir model uygulayacaksak, terk etmenin manası ne? Ha bunları da sormayın, yine incinirim… Ben yaptım oldu demokrasisi var ya!... İstersem onu uygularım canım…
Son günlerde yürüyüşler falan yapılıyor, doğrusu bu da beni rahatsız ediyor. Benim demokratik haklarımı zedeliyor. Sanki bunlar bana karşı yürüyorlarmış gibi geliyor. Bana karşı olunca da demokratik olmuyor. Bana alkış tutacaklarsa yürüsünler, ama bana karşıysa onları vatan haini ilan ederim. ABD işbirlikçileri ilan ederim. İyi de bunlar neden bana karşı? Benim demokratik haklarım ne olacak şimdi!?..
Yeri gelir; ben Atatürk’e laf söylerim. Özgür değil miyim? Demokratik Hukuk düzeninde değil miyiz? Yeri gelir, Cumhuriyet’i ortadan kaldırmaya çalışırım. Ben cumhur değil miyim? Yeri gelir ve ben de istersem eğer, sokağa bile çıkartmam kadınları, daha olmazsa erkekleri… Ben ne yapıyorsam, diğer insanların da onu yapmasını mecbur tutarım. Yapmayanları; inançsız, zındık, ateist, kafir ilan ederim. Varlıkları bana fazla gelen, beni rahatsız eden bu insanlara karşı cihat ilan ederim. İşte bu benim… Ya sen!?
Valla benim de senden farkım yok galiba. Sen kafanda kurduklarını topluma dayatıyorsun ben de. Sen ben merkezli düşünüyorsun ben de.. Sen düşüncene yakın insanları koruyorsun, ben de. Uzun lafın kısası, seninle benim aramızdaki fark, sen biraz daha dogmatik düşüncelisin, ben biraz daha çağdaşım. Ama, sonuçta dayatma söz konusu olunca, benim çağdaşlığımın da önemi kalmıyor galiba.
İyi ama; bir kesim de var ki, ne senin gibi, ne de benim gibi düşünüyor. Ya onların durumu ne olacak?. Hadi canım sende… Onlar oldu bitti aradalar. Arada idare edip gidiyorlar zaten, yine devam etsinler. Biraz senden, biraz benden şamar yer, yollarına kaldıkları yerden devam ederler. Şimdi onları mı düşüneceğiz? Onlar da kendilerine bir taraf seçsinler. Evet bir taraf seçsinler en doğrusu bu…
Taraf seçmek, taraflı olmak!... İyi ama yeri geldiğinde, karşımızdakini taraf tutmakla suçlamıyor muyuz? Suçluyoruz. Neden suçluyoruz? Çünkü, bizim taraftan değiller de ondan. Ya hepsi bizim taraftan olur, ya da; cezalarını çekerler. Zaten ne oldukları belli değil!... Peki hepsi bizim taraftan olsa, mesele çözülecek mi? Bir daha taraf tutma olmayacak mı diyorsunuz? Ne münasebet canım...Öyle bir düzen, öyle bir model mi var? O zaman da, tekrar böler, sonra tekrar birleştirmeye çalışırız. Peki o zaman neden böyle bir serüvenin peşine koşuyoruz? Ortam hareketlensin, canlılık gelsin, yani ataletten aksiyona geçilsin diye, başka ne olabilir ki!? Vallahi anlamak zor. Yani bizim de onlardan farkımız yok değil mi? Yok tabi. Yeri geliyor; biz de çalıyoruz, onlar da… Biz de yalan söylüyoruz, onlar da. Daha söyleyeyim mi, gerek var mı? Ekonomi bir onların elinde, bir bizim. Bazen biz çok yiyoruz, bazen onlar. Ama onlar bizden biraz daha çağdaş. Peki biz neden daha az çağdaşız? Bizim ideallerimiz aynı, farklılaşma yok. Onların ki, teknolojiye, zamana göre değişiyor da ondan. Peki biz teknolojiye ayak uydurmuyor muyuz? Uydurmaz olur muyuz, bazen onların da önüne geçtiğimiz oluyor. Örneğin; cep telefonunun kralı bizde, arabanın, villanın kralı bizde. Peki öyleyse nedir bu yani? Yahu bizim farkımız ideallerimizde. Savunduğumuz konular değişmemektedir. Ama onların ki değişken. Daha anlamadın mı? Bilmem anladım galiba...
Demokrasi; tüm kurumlarıyla işleyen bir demokrasi gerek hepimize. İsteyen idealleri peşinde koşsun, isteyen teknolojinin. Ama, biri birilerine müdahale etmeden. Kendi inançlarını, kendi düşüncelerini başkalarına dayatmadan, kendisi gibi düşünmeyenleri horlamadan.
Biliyorum bu yazıyı okuyanlar; her iki şekilde düşünenler beni suçlayacaklar. Biri diyecek ki; biz dindarlara gerici yobaz deniyor. Madem demokrasi varsa bu ne? Diğeri de diyecek ki, kendileri gibi düşünmüyoruz diye bize zındık, kafir ve sanki insan değilmişiz gibi bakıyorlar. Buyurun işin içinden siz çıkın. Bu çekişme bitmez. Her iki taraf zarar görür ama bu çekişmeyi bitirmezler. Söz konusu menfaat olursa, paranın dini ve ülkesi olmaz diyerek kuzu kuzu bir araya gelirler. Çalma çırpma olursa, ona da eyvallah. Ama söz konusu toplum huzuru olunca, kesseniz bir araya gelmezler. Allah ıslah etsin.
Elimde olsa, hiç birinin yanında olmayacağım. Ama bulunduğum nokta aynı gezegenin aşağı yukarı aynı koordinatlarında olduğu için, kendimi bazen onun, bazen de bunun yanında buluyorum. Başka da bir seçeneğim yok ama, açık söylemek gerekirse, ben ne ondan, ne de bundan memnunum.
Şöyle egoizminden arınmış, hep bana Rabbena demeyecek, Yüce Dinimizin emrettiği “Komşun açken, sen tok yatamazsın” emrine uyacak, Çağdaş insan, çağdaş toplum normlarına uyan, “aklı hür, vicdanı hür” düşünceli, haksızlığın karşısında, mazlumun yanında duran, içte ve dışta dostluğu ve barışı savunan, insanı Yaratanın halk ettiği en yüce varlık olarak kabul edip, ona hak ettiği değeri ve itibarı gösteren, buna rağmen; dostuna dost düşmanına düşman olan, yani; düşmanla işbirliği içinde olmayan (!), vatanına, milletine bağlı, dini ve milli değerlerini sıkı sıkıya koruyan, daima ileri bakan, teknolojinin izleyicisi değil, yaratıcısı olmayı hedefleyen, toplumun yapısını Allah’ın rahmetiyle, bereketiyle süsleyen, güler yüzlü, geleceğe umutla bakan, etrafına ışık saçan, çalışkan, dinamik, yeniliğe açık, edepsizliği faziletiyle ortadan kaldıran, yardımsever, yurtsever, vatansever, ecdadına saygılı, büyüğünü-küçüğünü bilen, paylaşmayı-dayanışmayı ilke edinen, fikirlere saygılı, tahammülü yüksek, onurlu, üretken insan durumuna gelmek ve onu dayatma ile değil, örneklemelerle dünyaya yayan insanlardan olmak ne güzel. Saygılarımla... Favori olarak ekle (35) | Görüntüleme sayısı: 760
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |