|
Sayfa 1 Toplam: 2 Zeynep Nisa KUL Hikaye/Dede Yadigarı
Köyün çıkışında, topraklı yolun birkaç adım kenarında küçük bir ev.. Dedemden yadigâr, dede yadigârı kocamış, çökmüş, antika bir miras. Kimi tahtalar yerinden soyulmuş, boyası dökülmüş bu ev tıpkı ressamın çizdiği çıplak bir figürü andırıyor..Kırık kapı ve pencereler kışın soğukluğunu, yazın tozu toprağını hatırlatıyor bize. Baharda dalında sararmış her an kollarını açmış kendisini bekleyen toprakla kucaklaşmak isteyen solgun yaprak misali, benzi solmuş ahşap bir ev. Gerçi ev demeye de bin şahit ister ya. Ama bizim için ne olursa olsun bir yuva, bir miras ve bir de dedemden kalma eski bir dost, eski bir yadigâr.. Yıların verdiği yorgunluk mu, Şahit olduğu yuvaların sırlarımı, Yoksa gelip geçenlerin sırtlarını hep ona dayadığından mıdır nedir bilinmez? Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış, kocatmıştı bu dede yadigârı evi.
Biraz ilerisinde; tam yol ağzında, suyu yaz kış demeden soğuk buz gibi akan bir çeşme vardı. Dağlardan gök kadar berrak, bıçak gibi keskin sert akışıyla delip geçerdi kayaları, oyuklardan bir aslan heybetiyle göğsünü gere gere, gürül gürül kükrerdi çeşmelerden, borulardan, oyuklardan. Bazen korkuturdu insanı bir aslan gibi kükreyişi. Kim bilir bu çeşme de dede yadigârı evimiz gibi kaç yıl, kaç çeyrek asır geçirmişti. Nelere şahit olmuştu etrafında örülü taşları, akan suyu, damlaları, oyuğu, kim bilir nelere, kimlerin varlığına ve yok oluşlarına şahitlik etmişti. Dede yadigârı bu eve çok alışmıştım. Annemden duymuştum, babam bu evde doğmuş. Bu evde ilk dünyaya gözlerini açmış, ninemin döşeğinde. Babam dedemin tek evladı, sağ kalan. Yine annemden duyduğuma göre, ninemin bebekleri doğarken, gözlerini hiç açmazmış. Gözlerini açmadan, kaparmış bu dünyaya. Dedem bu evde şu karşıda küçük, boyaları dökülmüş daracık odaya sığdırırmış geniş kocaman sevincini, güneş büyüklüğündeki mutluluğunu. Onun için baba olmak; dünyayı ayakları altına alarak, erişilmez denilen ufuklara tırmanıp güneşe elleriyle dokunmak kadar bahtiyarlıkmış. Bazen de, heyecanlarına ve arkasından gelen acı doğumlara yedi nokta dört büyüklüğünde depremleriyle yine bu daracık odada sarsıntıya uğrarmış. Dedem için ne zormuş, ufaklara tırmanıp güneşe dokunamadan, ani bir serzenişle adeta yere çakılmak. Üç evladını yitirmiş, üç koca umutla beraber. Ve yine üç defa dokunduğu güneşten elleri hızla kayıvermiş, umutlarıyla beraber. İşte babam bu üçlerin ardından dünyaya gözlerini açmış, üç gözün kapandığı ve üç düşüşün yaşandığı bu evde, bu daracık odada& Dedem bu kez ellerini çekmemiş güneşten umudunu ve sevincini bir mandalla tutturmuş güneşin ışık saçan tellerine& Bu ev, kim bilir daha nelere şahitlik etmiştir. Kaç doğuma ve kaç ölüme barınak olmuştur. Şimdi o daracık, birkaç santimlik oda benim odam. Ve ninemin döşeğinin serildiği, babımın gözlerini ilk açtığı yerde benim döşeğim serili eskimeye yüz tutmuş nevresimiyle& Ninem babama gebe, gelmesini ümitle yoğrulmuş sancıyla beklemekte. Dedemin ellerinde umudu ve duasıyla ufukların zirvesinde güneşe mandalla uzanmakta.. Ben dede yadigârı bu evde, ninemin babamı doğurduğu döşeğinde, bu dünyaya gözlerini ilk defa açarken değil, son defa kapatan babamın, güneşte asılı durduğu yerden avuçlarıma dökülen umutlarını topluyorum& Sorsam evin duvarlarına, dedemi anlatırlar mı bana? Saatler önce kaybettiğim babamı& Ve güneşe asılı duran umutları nasıl geri asacağımı& Dede yadigârı bu evde ninemin döşeğinde, ninem babama, ben güneşe, ufuklara gebe.. Favori olarak ekle (25) | Görüntüleme sayısı: 1622
|