|
Sayfa 1 Toplam: 2 Ali Cengiz TURAN Beyinli Beyinsizler
Beyni olmasaydı düşünemezdi. Oysaki her yerde beyinsiz diye çağrılıyordu. İnsan olduğu için insanları düşünüyordu.Açları açıkları... Kendi sevdiği yemek aklına geldi. Yemiş gibi keyiflenip yutkundu.Bir bir sevdikleri geldi aklına.Doyuramadığı sevdikleri.Kendisine ceza vermek istedi.Ama zaten doğduğundan beri cezalıydı.Gelen ceza vermişti,giden ceza vermişti.Birden hiç birşey düşünmeden yerinden fırladı.Nereye gideceğini ne yapacağını bilmeden kalabalığa karıştı.Binlerce insanın içinde derdini paylaştırmış gibi his geldi içine.Kendi gibileride vardı.İllaki aç,perişan ve sefiller vardı.Olmamasına ihtimal veremiyordu.Bu kadar insanın içinde yanlız olamazdı.Bu kadar insanın hepsi tokmuydu? Düşündü. Vapur düdüğü kendine getirmişti.Durdu.Gülen,bağıran ve yarışan insanlara baktı.Niye yaşadığını merak ediyordu.Kendine beyinsiz diyenleri düşündü.Acaba doğrumu diyorlardı?Ama kendi aklının olduğuna öyle emindiki.Acayip bir durum görse oda herkes gibi acayip karşılıyor,iyi bir şeye herkes gibi seviniyordu.Acaba kendimiydi beyinsiz yoksa ona beyinsiz diyenlermi?Çağlayan duyguları karışık hislerlen dolmaya başlamıştı.Çünkü akşam oluyordu.Nereye gideceğini bilmiyordu.İnsanların da azalmasıyla içini bir korku kapladı.
Dünyada kendimiydi fazla? Bu kadar insanın evi işi varda bi onun mu yoktu? İster istemez beyinsiz diyenleri düşündü.İçinden onlara hak vermek geldi.Fakat akıllıydı.Hemde kendini akıllı diye yutturanlardan daha akıllıydı.Çünkü duyguları insan duygularıydı.Mutlu bir çift gördüğü zaman seviniyor,mutluluklarının devamını kalbinden istiyordu.Böyle düşünceleri ona insan olduğunu hatırlatıyordu.Çünkü ruhunu güzelliklerle doldurmuştu.İnsanlan seviyordu.Kötülük gördüklerine bile kin tutamıyordu.İstedikleri kadar beyinsiz desinler diye düşündü.Ne fark ederdi?Karınları doyanların,zevk içinde yaşayanların beyni varmıydı?Beynin olması sadece karın doyurmak ve zevk içinde yaşamakmıydı?Yoksa kendisi gölgemiydi?İnsanların gölgesi yoktu.Beyni durmuş,ayakları beyni olmuştu.Kendine beyinsiz diyenlere kızmak istedi.Artık,yorgunluk bitik bırakmıştı.Bıütün suçu beynine yüklemeye başladı.Sen beyin;niçin millet gibi iş bulamıyorsun?Niçin başkaları gibi zengin olamıyorsun?Niçin sende karnını doyuramıyorsun?Niçin beni uykum geldiği halde uyutmuyorsun?Niçin?Niçin diye olduğu yere çöktü.Bekçi düdükleri,köpek havlamaları ona hiç tesir etmiyordu.Çünkü çöktüğü yerde uyuya kalmıştı.Gün doğarken kendisini ruhlu ceset zannetti.Yinede yaşıyordu.Beynine düşman olmuştu.Hep bu çektiklerini onun yüzünden çekiyordu.Vücudu ikiye ayrılmıştı.Nefsi ve ruhu artık beynini dinlemeyecekti.Nefsi ne isterse onu yapacaktı.Kararını nefsine bıraktı.Beyinsiz olduğuna o da inanmaya başlıyordu.Birden nefse uymanın insanları hayvanlaştırdığı aklına geldi.İnsanım insan diye haykırmak geldi içinden.Mücadeleyi beynine bıraktı.Kötü duyguları nefsine esir olanların taşıdığını hatırladı.Beyninin olduğunu,ona insan olduğunu hatırlatmasıyla başladı.Çok acıkmıştı. Yorgun ayaklar vücudu taşıyamıyordu. Beynin çaresizliğinden yararlanan bütün organlar isyan ediyorlardı.Beyni bütün gücüyle çare arıyordu.Vazifesinin ne olduğunu biliyordu.Bütün organlara rahatlığın, yorgunluğun, açlığın onun yapacağı çalışma ile belirleneceğini biliyordu. Durdu, düşündü. Nefsin, midenin ve ayakların sesleri ayrı ayrı baskı yapıyordu. Çalışma ve düşünme kabiliyetini yavaşlatıyorlardı. Verdiği karar mideyi azda olsa memnun etmişti. Boşalttığı un çuvalları karnını doyurmasını sağlamıştı. Hayalleri artık itibar etmeyecekti. Gerçeklerin üstünlüğünü bir sefer daha anladı. Aç karnına sadece yemek çeşitlerini hayal etmişti. Niçin başka şeyler gelmemişti aklına? Şimdi iyi anlamıştı. İnsanlar acıktığı zaman midenin baskısı beynin hayal gücünü arttırır ve nefsin sadece düşüneceği mideyi doyurmaktır. O an başka şeyler önemsiz kalır. Karnı doyunca beyni azda olsa vazifesini yapmaya başladı. Kendine güveni artıyordu. Çünkü midesini memnun etmişti. Şimdi uykusuzluk rahatsız ediyordu. Dinlenmek için sıcak, yumuşak bir yatak hayal etti. Nefsi hemen nerde olursa nasıl olursa olsun diyordu. Beyin buna karşı çıkıp sabret biraz daha çalış, akşama otele gidersin, yatarsın diyordu. Çelişkiye düşmüşken işçi başı daha çalışmayacaksın diye bağırdı. Uykusuzluk ağır çuvalları daha da ağırlaştırıyordu ve kendisini yine beynine bırakıp çalışmaya başladı. Çalışan bedenin teriyle gün kararmaya başladı. İşin bittiğini teri kururken ve para alma sırası ona geldiğinde anladı. Parasını alıp yola çıktığında karanlık olmuş otel aramak karanlığa kalmıştı. Elindeki parayı otele yatırıp bitireceğini düşündü. Acaba parkta yatamaz mıydı? Beyni, nefsi oteli istiyor, ruhu paraya kıyamıyordu. Yine nefsi galip gelmiş ucuz bir otele gitmişti. Altı tahta olan bir yatak kuş tüyünden gibi geldi ve hemen uykuya daldı. Kalktığında otelde hiç işçi kalmamıştı. Herkes sabahın erkeninde işe gitmişti. Yüzünü lavobası kırık muslukta yıkadı. Üstü başı ıslanmıştı. Kendi kendine kızdı. Her zaman yüzünü yıkamıyordu. Elleriyle çapaklarını siler ve yüz yıkama sorununu böyle çözerdi. Birden keyiflendi çünkü lüks bir çorba içeceği aklına geldi. Hemen otelin altındaki çorbacıdan bir işkembe çorbası söyledi. Çorba gelinceye kadar bir çeyrek söyledi ve çorba gelene kadar o ekmeği yedi. Her parça ekmeği ağzına atarken bakıyorlar mı diye etrafına bakındı. Çorbası geldiğinde biraz doymuştu. Yemeğini yedikten sonra gene çalışmak geldi aklına. Her zaman böyle iş bulsa hep lüks hayat yaşarım diye düşündü. Bu otelde yatmakla, çorba içmek ona çok lüks gelmişti. Zaman geçirmeden yola koyuldu ve yine çuval boşaltmaya gitti. Fakat geç gittiği için ona iş kalmamıştı. Önce gelenler işi kapmışlardı. Kenarda bir yere oturdu. Yine karamsarlığa başladı. Arada bir çalışanlara bakıyor, işi bırakan, işten yorulup ta çalışmayan var mı diye ümit ediyordu. Fakat orada çalışanların hepsi aynı durumda, çaresizdi. Elinden hiç bir şey gelmemenin ızdırabını vücudunun her zerresinde duyup ürperdi. Kararsızlığın verdiği çaresizlikle yerinden kalktı, sağa sola bakındı. Bir daha çalışanlara baktı. Hiç biri iş bırakma alametleri göstermiyordu. Boynu bükük oradan ayrıldı. Artık beynine kızmıyordu. Ona beyinsiz diyenlere de kızmıyordu. Hiç kimseye kızmıyordu, beyni boşalmıştı. Çelik yay gibi olmuştu. Bütün organlar vazifesini yapacaklar fakat beyin onlara bir iş bir vazife bulamamıştı. Onun çaresizliği ile beyni bir ara duracakmış gibi oldu. Gözleri kararmaya başlamıştı. Yaşadığını artık farketmiyordu. Vücudu kaskatı kesilmiş gözleri dona kalmıştı. Gözleri açık olduğu halde bir şey görmüyordu. Kendisini teslim etmişti. Ölümü kurtuluş sanıyor ölmek için çaba sarfediyordu. O anda nefsi imdadına yetişti. Çal çal diye telkinlerde bulundu. Bir ara vücuduna geçici bir canlılık geldi. Fikir olarak göremiyordu çalmayı. Aklı çalmanın korkunçluğunu ürpererek düşündü. Yaşamak için çal sesleri kulaklarına yankı yapıyor, beyninde noktalanıyordu. Kendi kendine çalmayı benimsemeye başlıyordu. Haklı yanlarını arıyor, kendini inandırmaya çalışıyordu. İki fikrin kararsızlığıyla yerinden doğruldu. Vücudu uyuşmuş bir şekilde yerinden doğruldu. Çalmanın sadece ismini biliyordu. Kararsız ve yorgun bir şekilde gidiyordu. Bir an yanında birisi var zannetti. İn telkin etmişti. Çalmayı niye düşünmüştü. Nefsinin galibiyeti, beyninin çaresizliği, midenin baskısı sebep diye düşündü. İradesine ve midesine olmadık hareketleri şuursuzca sıraladı. Kurtuluş savaşımız geldi aklına. Aç, susuz savaşmışlar yinede o zorluklarda bile harbi kazanmış bir neslin devamı olduğunu düşündü. O an beynine saygı duydu. Çaresizlik beyninin suçu değildi. İşsizlik beynin suçu değildi. Bu bir toplum sorunuydu. Haline şükretti. Daha da beterlerine Allah yardım etsin diye düşündü. Çalmak fikrini aklına nefsi getirdiği için nefsine ceza vermeyi düşündü ve nefsinle mücadeleyi kazanmak için aklına liderlik vereceğine yemin etti. Elbet mücadeleyi kazanacaktı, kazanmalıydı. Yavrularının geçimi onun çalışması ve kazanmasıyla gerçekleşecekti. Hiç kimseden karşılıksız bir şey istemiyordu. Emeğinin karşılığında hak edeceği ekmeği düşünüyordu. İş istiyordu, çalışmak istiyordu, bulmalıydı, bulmak mecburiyetindeydi. Yaşamak için gerekliydi. Kimseyi kıskanmıyordu. Zengin, süper zengin, orta hallisi, fakiri onun için hepsi insandı. Kimsenin malının hesabını yapmıyordu. Sadece çalışıp ekmeğini çıkarmak istiyordu. Bu düşünceleri kendisine normal geliyordu. Herkes böyle mi düşünüyordu? Acaba diye kendi kendine sordu. Nereye başvuracaktı. Gözleri üstüne çekmek için acaip bir şey mi yapmalıydı. Gazetelere mi çıkmalıydı. Böylemi iş bulunurdu? Peki, o kadar işsiz var kötü örnek olmaz mıydı? Herkes mi acaip durumlara giripte iş buluyordu? Olmazdı öyle şey. O sirk cambazlığı değil emek verip ekmek istiyordu, sadece iş istiyordu. Çalışmak istiyordu. En güzeli yaşamak istiyordu. Bu durum normaldi. Herkesin düşüneceği normal bir fikirdi. Acaba kendine beyinsiz diyenler böyle düşünmüyorlar mı diye düşündü. O an bir şey hatırlamış gibi durakladı. O an beyinsiz diyenlerin hepsinin işi vardı. Sıcak yatağı, sabah yiyebileceği bir çorbası vardı. İyi, kötü geçiniyorlardı. Yani lüks hayat yaşıyorlardı. Onun düşündüğü şekilde o an kafası geldi aklına. Elleri ile yakaladı sanki ilk görüyordu. Kendi kendine gülümsedi. Beynini arıyor gibi bir hal takındığı için kendi kendine galiba beyinsizim diye düşündü. Beyni olan böyle şeyleri düşünür müydü? Beynini arar mıydı? Galiba beyinsiz diyenler haklıydılar. Kahvede dinlemişti. Akıllı adamın biri beyin göçü başlamıştır diyordu. Ne demekse demek ki beyni göç etmişti. Olmaz öyle şey diyordu. Onun söylediğini sormuştu yabancı. Memleketlere çalışmaya gidenler için söylüyorlardı. O buradaydı beyni de buradaydı. Ona beyinsiz diyenlerin yarısı da oradaysı. Acaba kendimiydi beyinsiz. O an büyükler geldi aklına, büyük adamlar. Kimbilir ne kadar büyük beyinleri var diye düşündü. Zenginler geldi aklına. Onların da beyinleri daha büyüktür diye düşündü. Fakirler geldi aklına. Kendi gibi fakirler. Bir şey hatırlar gibi sevindi. Un boşalttığı arkadaşları geldi aklına. Demek ki onlarda beyinsiz diye düşündü. Yalnız kendi beyinsiz olmadığına sevindi. Bir an titredi. Vücudu ürperdi. Deliriyorum diye düşündü. Böyle anormal şeyleri deliler düşünür diye düşündü. Neydi sorunu sadece iş bulmak, çalışmak. Bu kadar büyütecek ne vardı bunda. İnsanlar yabancı memleketlere gidiyor çalışmaya. Gurbet çekiyor. O vatanında olduğu halde karamsarlığa düşüyor. Mücadeleye karamsarlık karışırsa sonuç sıfır diye aklından geçirdi. Bir an yapabileceği işleri düşündü. Bedenen her şeyi yapardı. Karnının açlığını simitçinin bağırmasından hatırladı. İki simit alıp küçük küçük kırıp cebine koydu. Herkesin içinde açıkta yemek ayıbına gitmişti. Köyünde öyle yetişmemişti. Annesi geldi aklına. Ufakken arkadaşlarıyla oynarken karnı acıkırdı. Annesinin verdiği yağlı ekmeği arkadaşlarıyla bölüşürdü. Simiti açıkta yemediğinin sebebi o günleri hatırlaması, o günlerin tesirinde kalmasıydı. Simit bölüştürsem bir fırın yetmez bu kadar insana diye aklından geçirdi. Bir şey hatırlar gibi sevindi. Sermaye diye geçirdi. Cebindeki para geldi aklına, azdı. Sattıktan sonra parasını veririm diye aklına geldi ki yabancı olduğunu hatırladı. Burada kim güvenirdi ona. Bir sefer denemeliydi. Simit satan çocuğa yetişip akıl danışma isteğiyle kalabalığa dalıp çocuğu aramaya başladı. O telaşla ayna tarak satan bir satıcıya çarptı, sepetini devirdi. Satıcı yakasına yapışıp sirkelemesiyle kendine geldi. Özür dilemeyi bilemediğinden pişmanım demeye başladı. Hali ağlayacak gibiydi. Hiç cevap vermiyordu. Satıcı çocuk ne kadar argo konuşsa o üzüldüğünü ifade etmek için başını sallıyor, pişmanım diyordu. Satıcı acıyıp bıraktı. Aralarında konuşma sakinleşmişti. Yinede alaylı olsa da satıcı çevresine fiyaka yaparcasına gülerek dağdan mı indin be adam dedi. He ya dağdan indim. Yolumuz daha olmadı. O safça doğru söylediğini çoğu anlamamıştı. Satıcı: ver zararımı. İki tane ayna kırıldı. Dört tane tarak yok. Defterlerinde üstüne basıldı deyince çaresiz olan parayı vermek için elini cebine daldırdı. Çıkan para 75 kuruştu. Başka yokmu dedi satıcı. Vardı dedi. İki simit aldım,100 kuruş ona verdim dedi. Kalan üç lokma simiti ona uzatta. Gülüşmeler acı bir tebessüme dönüşüyordu. Satıcı argo konuşmuyordu. O da yumuşamıştı. Arada bir tereddütle yüzüne bakıp hareketlerini kontrol ediyor. Acaba rol mü yapıyor. Böyle saf insanların olduğuna inanası gelmiyor. Kalbinin berraklığına hayran oluyordu. O ona bir sigara ikram etti. Seyircilerin çoğu dağılmış yalnız birkaç kişi kalmıştı. Oturup konuşmaya başladılar. Satıcı acımıştı. Bir yandan da kendine göre fikirleri vardı. Buna kendi namına iş yaptıramaz mıydı? Çalışıp çalışmayacağını sordu. Her şekilde ona güvenirdi. Ne kazansa kuruşu kuruşuna ona getirdi. Zaten iş arayan insan teklifi düşünür mü? Ne dersen onu yaparım ağabey dedi. Beraberce akşamı ettiler. Satıcı kendi yattığı yere onu da getirdi. Beraberce ona da bir sehpa kaptılar. Toptancıya gidip daha mal aldı, Veresiye. Beraberce işe çıktılar. Ekmeği kazanmak için iş bulduğuna seviniyor, satıcının gösterdiği yerde satmaya uğraşıyordu. Bir hafta yediğini çıkaramadı ve satıcı içten içten kızıyor fakat ne kadar gaddar olsa da safın berrak duruşuna hayran olup onu başından salmıyordu. Arkadaşları içinde cimri diye bilinen satıcı ona kesesinden yemek yediriyordu. Bazı zeytin ekmek, arada bir köfte de alıyordu. Ona alışmıştı. Elinde olmayarak işin iyi gitmediğini hırslandığı zaman belli ediyor. Hemen gönlünü alıp rahatlatıyordu. Yapamıyordu onun gibi. İkna edici konuşamıyor, serigiyi açıp sadece sattığı malın ismini söyleyip alın beyler diyor, kimsenin ilgisini çekmiyordu. Arada bir satsa da acıdığından birkaç yolcu alıyordu. Yalan söyleyemiyordu. Boş konuşuyordu. Arkadaşının o kadar tembihine karşılık ağzı kilitleniyor. Söyleyeceklerini unutuyordu. Arkadaşı ona başka iş bulmayı düşündü. Bedenen yapılacak işlerden yine beraber kalkacaklar yalnız ayrı ayrı işe çıkacaklardı. Beraberce o gün işe çıkmadılar. İnşaatlar da gezmeye başladı. Sabahtan öğleye kadar olumlu bir sonuç alamadılar. Öğleden sonra ikişer simit yiyip yeniden gezmeye başladılar. Bir ekmek fırınının önünden geçerken fırına ilave inşaat yapıldığını görerek ümitsizce sordu satıcı. Kalfa alaycı alaycı ellerinize bakayım dedi. Nasırsız elini gördü satıcının. Sen göster elini dedi. Korkarak uzattı elini. Senin elin iş görmüş dedi. Köyde çok tarla sürmüştü elleri, nasırlıydı. Satıcı zaten o çalışacaktı dedi. Satıcı ile beraber yattığı yere döndüler. Çok seviniyorlar. Para kazanınca paralarımızı biriktiririz. Sana veririm. Daha çok mal alırsın. Çok kazanırsın diyordu. Satıcının elinde olmadan gözleri yaşardı. sağ ol dedi. Çalıştığını birktirirsin dedi. Sevgiyle birbirine bakıp gülüştüler. O an ona beyinsiz diyenleri düşündü. Çok param olduğu zaman beyinsiz derler miydi diye düşündü. Gönül rahatlığıyla uyudu. Sabahleyin güneş doğmadan o çalışacağı yerde işçilerin gelmesini bekliyordu. Boş durmamak için de tuğlaları ikinci kata taşıyordu. İşçiler geldiğinde onu öyle çalışır buldular. Kimisi acemi, göze girmek için kalfaya yağcılık yapıyor diye düşündülerse de pek belli etmeden hepsi işine başladı. Kalfa onun yaptıklarını geç geldiği için bilmiyordu. Tuğlaların hep beraber taşındığını zannediyordu. Ona burada kaytarmak yok ona göre dedi. Öğlende herkes yemeğe başladığında o hiç birşeyin farkında olmadan çalışıyordu. Kalfanın bağırmasıyla işi bıraktı. Yiyeceği bir şey olmadığından kalfaya simit nerede satılır diye sordu. İki simit alıp karnını doyuracaktı. Yemeğin yok mu dedi kalfa. Onu ısrarla yemeğe ortak etti. Ne kadar iyi insan diye düşündü ve yemekten sonra paydos saati bitmeden işe başladı. İnşaati kalfanın sanıyor ona iyilik olsun diye çok çalışmak istiyordu. Kalfa durumdan memnun olsa da o kadar hızlı ve çok çalışmasına anlam veremiyordu. En sonunda ikaz etmek zorunda kaldı. Biraz yavaş, arkadaşlarını geri bırakıyorsun dedi. O da bana ekmek yedirdin bende çalışıp faydalı olmak istiyorum dedi. Kalfa bende burada parayla çalışıyorum, inşaat benim değil dediyse de işi kaybetme korkusuyla devamlı çalışıyordu. On beş gün olmuştu. Hem işinden memnundu, hem de arkadaşlarından. Beraberce satıcıyla kalıyorlar, yemek olarak lokantada köfte, pirzola, tavuk, biftek ne isterse yiyordu. Çünkü öğlen yemeğini patron ısmarlıyordu. Her işi hızlı, düzgün, hilesiz, kendi işi gibi yaptığını öğrenmiş, ona özel olarak hak tanımıştı. Arkadaşlarının bir kaçı ona tatsız laf söylemiş o bunlara aldırmamıştı ve sonunda herkesin sevgisini kazanmıştı. Artık kimse beyinsiz diyemezdi. Kocaman beyni olan patronuna yemek yediriyordu hem de parasını kazanıyordu. Ne isterse onu yiyor lokantadan çıkıyordu. Lokantacı patronuna bu adam nasıl adam bir çorbayla öğle yemeğini hallediyor parasını kendine verdirmediğin halde. Patronda lokantaya geldiği zaman yemeğe gereken neyse onu yap demişti. Lokantacı da salatasına kadar masayı dolduruyordu. O da geldi mi hepsini yemiyor. Satıcı arkadaşı için kâğıda sarıp ona götürüyordu. Artık işin inceliklerini anlmaya başlamıştı. Patron ona başka inşaatın kalfalığını vermişti. Çalışanları kontrol edecek, istediğini işe alacak, iyi çalışmayanları çıkaracaktı. Bu iş ona biraz zor gelmişti. Onun için büyük işti. Aklı yaparsın diyordu. Düşündü. Demek ki beyni düşünüyordu. Beynine saygı duymaya başladı. Kendi kendine saygısı artıyordu. Un çuvalı boşalttığı gün geldi aklına. İkinci günü iş bulamamıştı. Korktu. O günleri düşündüğünde yine hızlı çalışmaya başladı, işi kaçırmamak için. Kalfa olduğunu patron gelip yeniden hatırlatmasıyla anladı. Sen dedi işçilere iş göstereceksin. İyi çalışmayanları ikaz edeceksin. Canın nasıl isterse öyle yapacaksın. Senden çok memnunum dedi. Onu sevindirmişti. Hayatı düzelmiş, yaşamı güzelleşmişti. Ömrünü düzen içinde geçirmeye başlamış, bir daha beynini aramamıştı. Çocuklarını ve hanımını yanına alıp etrafının ve ailesinin sevgisiyle yaşama başlamıştı. Favori olarak ekle (20) | Görüntüleme sayısı: 1408
|