|
Sayfa 2 Toplam: 2 Zeynep Yeter ARSLAN Yarınları Beklerken
Bazen yarınlarımız gelmeden ya da gelip gelmeyeceğini bilmeden, bir telaş içine gireriz. Maalesef bu ekseriyetle maddi telaş oluyor. Acaba yarında karnım doyacak mı? Yarında bugünkü kadar kazanabilecek miyim? Bugün şuyum buyum yok, yarın mutlaka tedarik etmeliyim! Gibi endişeler sarar bizi. Oysa o kadar aciziz ki, bugünü bitirmeden, yarının telaşına düşmek belki de dünyanın geçiciliğini unutmaktan ileri geliyordur! Dünya fani, gelip geçici, fakat bizler bunu bile bile yine de yarınların kaygısıyla yaşayıp duruyoruz. Hatta bu bazen öylesine ileri derece de oluyor ki, bir ay sonrasını, bir yıl sonrasını bazen çok uzun yıllar sonrasını bile garanti altına almaya çalışıyoruz!
Yarını düşünmek güzel, fakat bunu ahiret hayatımızın yarınları için yapmalıyız. Allah, bu duyguyu yani yarınlardan endişe etme duygusunu bizlere, ahiretten endişe edelim diye vermiştir! Zira bizi yarın bekleyen, ahiret eksenli olan hayattır. Bizler ise ahiretten başka birçok şeyin hesabını yapar dururuz. Okul, meslek, evlilik, çoluk çocuk, sonra belki de torun sahibi olmayı düşlemek gibi. Bazen mal mülk için olur bu, daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha iyi bir araba, daha iyi bir ev hayalleri gibi. Ömür denen sermaye en büyük hazinemizdir. Fakat dünya hesaplarına dalıp giderken, bir gün geriye dönüp baktığımızda belki maddi olarak birçok şeyin en iyisini yapmışızdır ama maalesef bir ömrü bu tarz hesaplarla ziyan etmişizdir. Bunu anladığımız zaman Allah muhafaza iş işten geçmiş olabilir! Yarınların endişesine düşmenin şeytanın da vesvesesi olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Şeytan ister ki insanlar sadece bu dünyaya ait olan kazançlara bağlanıp, ömrünü heba etsin. Ahireti tamamen unutsun ve ahiret için hiçbir hazırlık yapmasın. Öyle ya sürekli, yarınlarla alakalı bir ses tehdit edip duruyor bizi içimizden. O ses, bizi çeşitli kaygılara, telaşlara düşürüyor. O sese kapılıp gittiğimiz zaman, sürekli dünya için çalışmaya, dünya için biriktirmeye başlıyoruz. Böylece dünyanın telaşına kapılıp ahireti de unutuyoruz yani şeytanın istediğini yapmış oluyoruz maalesef. Ama çok dikkat etmemiz gereken bir husus bu, mesela bazen şeytanın tuzaklarına düşünce helal dairesini terk ederek, harama yönelebiliyoruz, bazen de kendimizi dünyaya bu kadar kaptırmamız hırsa dönüşebiliyor ve ailemizi yuvamızı, manevi sorumluluklarımızı unutup, çeşitli felaketlere sebep olabiliyoruz. Öyleyse şeytana karşı her konuda uyanık olmamız gerektiği gibi, bu konuda da uyanık olmak zorundayız. Söylediklerim yanlış anlaşılmamalı, tabi ki çalışmalı ve dünya maişeti temin edilmelidir. Fakat buna bütün bütün bağlanıp ahireti unutmak, sürekli yarınları düşünerek her günü dünya maişetine endeksli geçirmek yanlıştır. Bu denge iyi kurulmalıdır, ahireti unutturacak her şeye kapalı olmalıdır kapılarımız. Peygamber efendimiz, abdest almaya giderken önce teyemmüm yapmasının sebebini soranlara şu manidar cevabı vermiştir; suya yetişeceğimi nereden bilebilirim? işte önderimiz, rehberimiz, biricik peygamberimiz (s.a.v) bile, bir adımdan sonrasını garanti edememekte ve bunun endişesiyle yaşamaktadır. Bizler ise her adımımızı o kadar emin bir şekilde atıyoruz ki, sanki yarınlar kucak açmış bizi bekliyor! Evet, kucak açan yarınlar var, ama dünyanın yarınları değil ahiretin yarınlarıdır! Önemli olan şey, ahiret hayatı için çalışmak ve endişe duymaktır. Böyle olduğu zaman, hazırlıklar da öteler ötesi olan ahiret için yapılır ve her an ölümle karşı karşıya gelinebileceği hatırdan çıkarılmaz. Ahiretin ve ölümün varlığını ve kaçınılmazlığını sürekli hatırda tutan insan da dünya hayatına ne kadar bağlanabilir ki? Yüce peygamberimizin (s.a.v); lezzetleri acılaştıran ölümü çokça anınız buyurmuştur. Evet, gerçektende öyle, ölüm akla gelince tatlı bildiğimiz her şey acılaşıyor birden bire. Etrafa savurup durduğumuz gülücükler yerini masum ve ölümün ürkekliğini bürünen bir simaya bırakıyor. Bu yüzden olsa gerek birçok insan ölümden bahsedilmesini istemez, kulaklarını tıkar adeta bu gerçeğe. Oysa yarın bize fayda verecek olan, etrafa savurduğumuz kahkahalar değil, ölümün ve kabrin korkusundan feryat eden yüreklerimizin sesi olacaktır. Tul-i emeller (uzun emel) peşine düşmemeliyiz, çünkü ölüm de bizim peşimizdedir. Bir gün peygamber efendimiz (s.a.v) üç tane çubuk alır, birini önüne, birini yanına diker. Diğerini ise uzağa atar. Sonra, çubukları işaret ederek; bu çubuk insan, yanındaki eceli, uzaktaki ise emelidir. İnsan emellerinin peşinden koşar, fakat eceli onu yakalar, emeline ulaşamaz buyurarak ecelin, uzun emellerimizden daha yakın olduğunu bildirmiştir. Aslında bu konunun önemini anlamak için peygamber efendimizin hadislerine kulak vermek yeterli olur. Bir hadisinde de şöyle buyurmuştur kâinatın efendisi; Allahtan utanın, başkalarına kalacak şeyleri toplamakla vaktinizi kaybetmeyin! Kavuşamayacağınız şeyleri ele geçirmek için uğraşmayın! İhtiyacınızdan fazla bina yapmakla zamanınızı harcamayın buyurmuşlardır. Gerçekten de öyledir, hayalleri dünyalara sığmayan nice insanlar, gittiği yolda ecelin DUR demesiyle durup, birçok şeyi, malını mülkünü, tul-i emellerini geride bırakmamışlar mıdır? Bu yüzden dünya hayatı aldatmamalı bizleri, yarınların kaygısına düşerek dünya hayatına kapılmamalı ve bu yüzden ahireti hatırdan çıkarmamalıyız. Zira yanımızda götüreceğimiz maddi kazançlarımız değil, manevi kazançlarımız ve ahiret için yapılan amellerimizdir. Dünya hayatı bir nefesliktir, bir hadis-i şerifte peygamberimiz (s.a.v); insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar buyurmuştur. Horasan büyük evliyalarından bir zat olan Cafer-i Huldinin menkıbesinden halimizi özetleyen birkaç mısrayı sizlerle paylaşmak isterim; Ecel belli değilse an Allahın adını Gün bugün, an bu andır, ne beklersin yarını Ecel, öyle aniden gelebilir ki evlat Bir kez Allah demeye, bulunmaz belki fırsat Öyleyse sen şimdiden, başla Allah demeye Belki olmaz zamanın, hatta tövbe etmeye! AHİRETİN YARINLARINI BEKLEYENLERDEN OLMAK DUASI İLE& Favori olarak ekle (20) | Görüntüleme sayısı: 601
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved
|