| Teslimiyet |
|
|
| Salı, 18 Aralık 2007 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sayfa 3 Toplam: 4
İslamiyet teslim olmak demektir. “İslam teslim olmayı gerektirir.” (bakara 131)” Teslim oldum, teslim olduk ya Rab sana,” diyebilmeliyiz. Eğer dinimiz bunu gerektiriyorsa, böyle yapmalıyız. Tıpkı Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail gibi. Hz. İbrahim’in Allah yoluna en sevdiği şeyi kurban etmesi istendiğinde gösterdiği itaati ve H
Hz. İbrahim’in putları yere serişi, sinirlendirmişti, akıllarından bi haber, mantıklarından bi haber putlara tapınanları. Ve ceza verdiler Hz. İbrahim’e, hadleri olmadan, nasıl bir günaha girdiklerini bilmeden. Ateşe atacaklardı büyük Peygamber’i. Peygamber ve ateş bu ne tezatlıktır böyle! Ateşin en yakan, en kavuran yeri, asıl o inançsızların yeriydi. Rabbim’de onları yakacaktı hem dünyada, hem de Ahirette. Çünkü ateş hep rabbin emrinde. O isterse yanar, O isterse söner. Hz. İbrahim çıt çıkarmıyordu, korkmuyordu büyük peygamber. Çünkü kendi sahibi olan Allah, ateşinde sahibiydi. Ve Allah ne derse, neyi isterse kaderinde onu görecekti, kendisinin ve ateşin sahibi olan Rabbine karşı boynu kıldan inceydi.
İşte teslim olmak böyle bir şeydi. Ateşlere de atsalar, kılıçlardan da geçirseler eğer din-i İslam içinse, din gününün sahibi olan Allah içinse ne ateş yakar, ne de kılıç keser. Göz kırpmaz Allah’la bütünleşen mümin, Allah için canı istenirse, canını vermekten. Hz. İbrahim’in teslimiyetini, cesaretini ve sabrını getirir aklına. Yanmaz, yıkılmaz, sarsılmaz imanını getirir aklına.
Ve Hz. İbrahim, ateşe atıldı ama ateş yakmadı büyük Peygamberi, serin oldu Allah’ın emriyle. Bir şeyin olmasını isterse “OL” demesi yeten Rabbin inayetiyle. Hz. Cebrail’in yardım teklifi karşısında “Allah bana yeter” dedi. Bu nasıl bir imandı, bu nasıl bir teslimiyetti! Yer ve gök ağlamaz mıydı bu tabiliğe. Kıskanmaz mıydı kimseler böylesine yürekten bağlılığı ve sevgiyi? Öyle bir sevgi ki ateşleri çoktan söndürmüş, zahiri ateş nedir ki? Öyle bir sevgi ki ölümü çoktan öldürmüş, ateşlere atılmak nedir ki?
Yine Hz. İbrahim ve yine kazanılan bir imtihan. Belki de imtihanların en büyüğü, bir baba ve bir oğul. En sevdiği şeyi Allah’a kurban etmesi emri geldiğinde, en sevdiği varlığı, ciğer paresi oğlunu kurban etmesi gereken peygamber. Peygamber bir baba ve peygamber oğlu olan bir evlat. Teslimiyet, itaat ve sabır gerektiren bir imtihan.
Hz. İsmail, koca yürekli, ufak delikanlı. Sözleri olgun bir insanı aratmayan nur yüzlü bir evlat. Babacığı Rabbine teslim olmuş, oğlu da babası gibi, teslimiyetin ve itaatin belki de gelmiş, geçmiş en güzel örneğini sergilemiştir yeryüzünde.
Hz. İbrahim, Hz. Hacer’i ve oğlu Hz. İsmail’i ıssız bir çöle götürmüş ve orada bırakmıştı. Onları Allah’a emanet ederek gitmişti. Hz. Hacer’de tevekkül ve teslimiyetle kabul etmişti orada durmayı. Çünkü Allah’ın emri olduğunu biliyordu ve itaat ediyordu. “Allah bizi zayi etmez” diyordu güzel kalpli, Hz. Hacer. Hz. İbrahim onları sık sık ziyaret ediyor, bağrına basıyordu.
Hz. Hacer ve Hz. İsmail, bugün hala ziyaret edilen kutsal yerlerden biri olan safa ve Merve adı ile anılan mübarek taşlar arasında gidip geldiler. Ve bu gidiş gelişler bir gün hacca giden Müslümanlar için sa’y ibadeti olacaktı. Susuzdu Hz. Hacer, kimsecikler yoktu yanlarında. Dua etti Allah’a, Allah duasına cevaben zemzem suyu gönderdi kendilerine. İçtiler kana kana. Ve Hz. Cebrail bir müjde verdi Hz. Hacer’e; “Sakın zayi olacağız diye korkmayın. İşte şurası Beytullah (Ka’be)’dir. Onu şu çocuk ile babası inşa edecektir. Allah, muhakkak ki o mübarek işin ehlini zayi etmez.” Diyerek yeryüzünün en kutsal mabedi olan kabenin müjdesini veriyordu böylece.
Şeytan, şeytan… Hiçbir sahnede eksik olmayan, bir yol bulup kıyamete kadar herkesin kanına girmeye çalışan şeytan! Şeytan çok çalıştı peygamber ailesini bu imtihanda hataya düşürmek için, kimlerle uğraştığını bilmiyordu sanki, ahmakça ve sefilce davranıyordu. Sen kimdin ki kalbi Allah diye atan bir peygamberi ve ailesini bu şüpheye düşürmeye çalışıyordun. Mümkünmü ki imanları ve teslimiyetleri zirve yapmışken, böyle bir vesveseye düşmeleri. Görevi de bu değil miydi zaten şeytanın? Kıyamete kadar şüpheyle kemirmeyecek miydi müminlerin içini! Ama başaramadı Allah’ın izni ile. Peygamber’i ve ailesini şüpheye düşüremedi. Düşüremezdi de!
Ve Peygamber ailesi taşlayıp durdu şeytanı sinesinden. Bugünde bizler onlar gibi olmaya çalışıyoruz, bizlerde o kutsal mekâna giderken aynı duyguları hissediyoruz, kovmaya çalıyoruz şeytanı o kutsal beldeden ve o beldeyle kutsallaşan kalplerden. O minicik taşlar atılırken neler hissediliyor kim bilir! Şeytana duyulan kin, nefret o taşlarla çıkarılmak isteniyor belki de. Kendisini ve dünyayı unutuyor insanoğlu şeytanın tuzaklarını hatırladıkça ve bütün gücünü onu parçalamaya çalışarak kullanıyor, o kutsal mekânda.
Ve Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etme günü gelmişti. Hiç tereddütsüz kabul etmişti bu ilahi emri, Hz. İbrahim. Çünkü O teslimiyet peygamberiydi. Keza eşi Hz. Hacer’de imanının kuvvetiyle aynı davranışı sergilerdi. Hz. İsmail’de hiç tereddüt etmeden kabul etmişti kurban edilmeyi, çünkü emir Allah’tandı.
Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i elinden tutarak kurban edeceği yere götürdü. Baba peygamber hüzünlüydü ama rabbine teslim olmuştu, söz konusu evladı da olsa bozamazdı teslimiyetini. Hz. İsmail’e anlattı durumu, O’nu Allah’a kurban edeceğini söyledi. Hz. İsmail büyük bir insan edasıyla dinledi babasını, ağlamadı, bağırmadı çocukça. Aksine kabul etti durumu, imanının verdiği olgunlukla. Sızlamadı hiç içi, çünkü emir Allah’tandı. Boyun eğecekti şevkle ve istekle. “tamam, babacığım” dedi minik dudakları titremeden. Hazırdı Allah’a kurban olmaya, hem yüreğiyle hem de bedeniyle.
Bıçak bilendi, niyet edildi. Taşı iki parçaya bölen bıçak Hz. İsmail’in boynunu kesemedi. Allah istemedi kesmesini, bıçakta sahibine itaat etti. Bir koç belirdi yanı başlarında. Ve bir ayet nazil oldu Onlara hitaben; “Ey İbrahim! Sen rüyana sadık kalıp onun gereğini yerine getirdin, vazifeni eda ettin; Allah’ta İsmail yerine kurban edesin diye bu koyunu gönderdi. İşte böyle ödüllendiririz Biz iyileri, ihsan ehlini!” Büyük imtihan, büyük bir başarıyla bitmiş ve meyvesini vermişti. Nefsini Allah’a kurban eden peygamber ve ailesi teslimiyetin ve itaatin en güzelini göstermişlerdi. Allah’ta onlara bir koç göndermişti. Artık yeryüzünde kıyamete dek, yılda bir kez bu hadise tekrar edecekti. Ve adına kurban bayramı denilecekti.
Kurban demek Allah’la yakınlık kurmak demektir. Ve biz müminler diğer bayramlarda olduğu gibi bu bayramda daha fazla yakınlaçağız Allah’a. Sadece kurbanlarımızı değil nefislerimizi ve Allah’tan gayrı her şeyi kurban edeceğiz Allah’a. Her kurban kesilişinde, kanları yere her akıtılışında Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail gelecek akıllarımıza. Niyetlerimiz onların niyetleri gibi olacak bizimde, bizde teslim olanlardan ve itaat edenlerden olmayı, Kestiğimiz kurbanların bizlere, sıratta binek olmasını dileyeceğiz Rabbimizden. Ve şükredeceğiz Allah’a, evlatları babalarına bağışladığı için, rahmetini ve merhametini her daim gösterdiği için.
Allah’a yakınlaşmaya vesile olan kurban bayramınız mübarek olsun.
Favori olarak ekle (25) | Görüntüleme sayısı: 605
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Sonraki > |
|---|



















) İyi çalışmalar...
