• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • leftlayout
  • rightlayout

Hadi bir iki! Uzay! Uzay! Kalkıyor!

PDF

Artık neredeyse her birkaç ayda bir uzaya gidip gelen mekiklerdeki astronotları gördüğünüzde ne hissediyorsunuz? Uzayı görebilen, uzaydan dünyayı görebilen birkaç şanslı insan olmalarına imreniyor musunuz? Muhtemelen kendinizi birgün uzaya gidecekmiş gibi hiç düşünmediniz. Hep belli bir grup uzmana (astronot) has bir ayrıcalık olarak düşündünüz. Var ya, çok yanılıyorsunuz, çok!

Bu mektubu okuyanların en az yarısı, 15 – 20 yıl içinde bu şansa erişecek. Belki bunu hiç düşünmediniz ama Allah sıhhat afiyet versin, Mavi Küremize siz de dışardan bakacaksınız.

3 Mektuptur size Smithsonian Enstitüsünün açtığı kapıda geleceğin dünyasına yolculuk emrivakisi yapıyorum. Bu yolculuğun rüzgarıyla uçtuğumu düşünmeyin. Gaybı değil, olmaya başlamış şeyi ‘haber’ veriyorum.

Hadi bir iki! Uzay! Uzay! Kalkıyor!

Çoğunuz medyada okumuş görmüşünüzdür ilk ticari uzay seyahatleri aslında bireysel olarak başladı. Şu anda sadece Rusya Uzay Ajansı uzaya turist götürüyor. Uluslararası Uzay İstasyonuna yapılan bu seyahatin bedeli 25 – 30 milyon dolar civarında. Ancak hem araçtaki hem de istasyondaki koltuk sıkıntısından Soyuz uzay araçlarının sayısının 5’e çıkacağı 2012 yılına kadar askıya alındı bu bireysel turizm.

Tabi ben bütün mektup arkadaşlarımın 25 – 30 milyon doları ödeyebilecek hale vakte erişmelerini çok isterim. Ama, böylesi paranız olmasa da çok üzülmeyin. Yine de gideceksiniz. Uzaya gideceksiniz dediğimde bu inşallah parlak ekonomik istikbalinize dayanarak söylemedim.

Şu anda dünyanın bazı yerlerinden uzaya yolcu taşımak için harıl harıl uzay araçlarını ve kendi uzay terminallerini inşa eden özel şirketlerden dolayı söylüyorum.  ‘’Spaceport (uzay limanı)’’ adı verilen bu özel terminallerden 7’si ABD’de (California, Oklahoma, New Mexico, Florida, Virginia, Alaska, Wisconsin), biri İsveç’te (Esrange) ve biri de Birleşik Arap Emirliklerinde inşa ediliyor.

Uzaya yolcu taşıyacak bu ticari şirketler kendi ticaret odalarını (Commercial Spaceflight Federation) bile kurdular. Bunlardan en hızlı ilerleyeni Virgin Galactic Şirketi.

Artık bir ‘Sir’ ünvanı da olan Richard Branson’un son eseri. Geçen hafta 60 yaşına giren bu barmen çocuğu, 16 yaşında ‘Student’ adlı amatör bir dergi kurarak girdiği iş hayatında 20 yaşındayken Virgin Records adlı plakçı dükkanını kurdu. Daha sonra dünyanın mega kentlerine de yayılacak Virgin Megastore’ların anasıydı bu. Virgin bugün müzikten havacılığa tam 360 şirketi bünyesinde barındıran dev bir marka.

Havacılık sektörüne giriş sebebini otobiyografisinde, ‘ulaşılmaz olana ulaşıp geçme tutkusunun tezahürü’ olarak kaydediyor. Biyografisini okudum. Adam, hayatı boyunca bir kez, ‘’babam fakir. devlet imkan vermiyor, tesis yok vs’’ diye sızlanmamış.  Kafasına koymuş, uğraşmış yapmış sonra kafasına daha büyüğü koymuş. Her defasında daha büyük bir hayali hedef yapmış. Ve fakir bir barmen çocuğu olarak doğduğu dünyada, uzay turizmi yapacak ilk özel uçuşun patronu olacak muhtemelen.

Virgin, uzaya yolcu taşıyacağı uzay aracı ile geçen hafta ilk pilotlu uçuş denemesini bile gerçekleştirdi. En geç 1,5 yıl içinde rutin seferlerine başlayacak bu uzay aracı her seferinde 6 yolcu taşıyacak.  Ve fiyat da kişi başı 25 – 30 milyon dolardan epey aşağıda artık; 200 bin dolar. Elbette diğer firmaların da birkaç yıl içinde roketleri fırladıkça, fiyatlar iyice çakılacak.

Nüfusunun büyük bölümü hayatında bir uçağa ilk kez son 10 yılda binmiş bir ülkedeki mektup arkadaşlarıma, ömrünüz içinde uzaya gideceksiniz dememi artık uçuk bir kehanet olarak görmüyorsunuzdur umarım.

1890’lı yıllarda sadece birkaç zenginin otomobile sahip olduğu günlerde, ‘ey ahali 15 – 20 yıl içinde hepiniz otomobile bineceksiniz’’ diyen de yadırganırdı. Henry Ford T Model’i geliştirdi ve daha 15 yıl önce her birinin üretimi bittiğinde gazetelere haber olan otomobillerden artık her yıl binlerce üretilmeye başlandı. Smithsonian’a konuşan Richard Branson da, şimdiden ‘’tek kullanımlık roketlerle bu iş olmaz’’ deyip harıl harıl galaktik yolculukları çok daha pratik hale getirecek teknolojiler için çalıştıklarını vurguluyor.

Şimdi evinizden en yakın uzay terminaline kimin arabasıyla gideceksiniz. Hadi bedava bir otomobil almaya gidelim.

Bizim akümüzü kullanana otomobil bedava

Gelecek 40 yıla ait 40 şey dosyasının ilginç simalarından biri de İsrailli yatırımcı Shai Agassi... Bütün varlığını elektrikli otomobil piyasasına yatıran ilginç bir adam. Elektrikli otomobili herkes için elde edilebilir bir hale getirecek bir yatırım sistemi üzerinde çalışıyor.

Mevcut elektrikli otolar, her şarjda 40 ile 100 mil arasında mesafe gidiyorlar.  Ama bu 40 – 100 mil arasına geldiğinizde yeniden prizi elektiriği nerde bulacaksınız? Ve birgün Agassi’nin kafasında ampul aniden yanıyor. ‘’Aküler, otonun orijinal parçası değil. Petrol gibi. Öyleyse, kolayca değiştirilebilir oto-piller imal edeyim’’. Agassi’nin şirketi ‘’Better Place’’ 2 yıl sonra ilk büyük sözleşmesini Renault ile yapıyor. Sadece elektrikle çalışacak 100 bin otomobil üretmeye başlıyor Renault. Ve bu otomobilin satışı bu yıl itibarı ile İsrail ve Danimarka’da başlıyor.

‘’F-16 jetlerinin bomba yüklenirken kullandığı teknolojinin aynısını kullanıyoruz’’ diyor geçmişte İsrail ordusunda pilotluk da yapan Agassi. 2013 yılında otomobil devlerince birkaç modeli birden yollara çıkacak. Daimler’den Smart Fortwo, Nissan’dan Leaf; Mitsubishi’den i-MiEV; Chevrolet’den Volt ve Tesla’dan Model S…

Agassi bundan nasıl kazanacak diye merak ediyorsunuz. Otomobil devleri otoları üretecek Agassi’nin firması ise oto pili kiralayacak. Ve her yere pil değiştirme istasyonlarını inşa ediyor. Cep telefonu firmalarının dakika başına para tahsili gibi o da kilometre başına para tahsil edecek onun pilini kullananlardan. Elektrik şarjında arabalar bir prizi uzun süre meşgul ediyor. Bu nedenle yol üstü istasyonu olarak tutması imkansızdı. Ancak Agassi’nin pil değiştirme istasyonu sisteminde istasyona girdiğinizde arabanızın pili 3 dakikada değiştirilecek.

Agassi, kullanım artıkça ve rekabet oluştukça kendi şebekelerini kullanacaklara arabaları artık bedava verecekleri günlerin çok uzak olmadığını söylüyor. Aynı bugün, cep telefonu şirketlerinin kendi şebekelerini kullananlara telefonu bedava vermesi gibi… Hadi bakalım, uzaya çıkacaksınız, araba da bedava, yüzünüz onun için gülüyor olmalı…

‘’İyi valla, geçen mektupta doktorların gelecek 40 yılda işsiz kalacağını söyledin. Bu mektubunda önce astronotların karizmasını bitirdin şimdi de oto galericilerin ekmeğiyle oynuyorsun. Hoş musan?’’ diyenlerinizi duyuyorum.

Yavşak dili ve edebiyatından da kurtulacağız

Madem arsız cüret makamındayım, efendim bir neşter de ‘’yavşaklığa’’ vurayım. Tod Machover, ABD’nin en önde gelen bestecilerinden biri. 6 önemli opera bestelemiş bugüne kadar. 56 yaşındaki besteci bütün gerçek müzisyenler gibi son derece olgun bir insan.  Opera ya da klasik müzik yerine çoğunlukla ‘’Country müzik’’ dinliyorlar diye Amerikan halkına ya da Country müzik şarkıcılarına ‘’yavşak’’ deme gibi bir sığlıktan, çiğlikten, hamlıktan, toyluktan fersah fersah uzak yani. Tüm gerçek müzisyenler gibi…

‘’Sanat ciddi olmalı ama asla elitist olmamalı’’ diyor Smithsonian’a. Gelecek 40 yılda müzik kitlesellikten çıkacak ve teknolojinin olanaklarıyla her insanın psikolojik özelliklerine ihtiyaçlarına uygun müzikler yapılabilir hale gelecek. Hatta bunların bazısı reçeteyle tavsiye edilecek. Müzik teknolojisiyle herkes beste yapabilir hale gelecek. Çocuklar bile…

Sohbetimizi dinleyen, Terminatör’ün ve Avatar’ın yönetmeni James Cameron ise ‘’2050 yılında 96 yaşında olacam’’ diyor. Bugünlerde Avatar’ın ikincisinin hazırlıklarıyla meşgul çılgın yönetmen, 2050 yılında da film yapmaya devam edecekmiş. ‘’Yanlız’’ diyor, ‘’ Çekimler biraz ağır sürecek’’. ‘’Allah bilir Jimmy’’ diyorum, ‘’Allah bilir’’...

Massachusetts, robot – insan evliliğini onaylayan ilk eyalet olacak

Kanadalı karikatürist Bruce McCall ise kendine yakışır şekilde 2050 yılında robot-insan evliliklerindeki aile içi sorunlar üzerine kafa yoruyor. Maastricht Üniversitesinden yapay zeka araştırmacısı David Levy’nin, ‘’Öngörüm şu ki 2050 yılı civarında Massachusetts eyaleti robot – insan evliliğini kabul eden ilk hükümet olacak’’ şeklindeki sözünü ser levha yapan McCall, hayalen 2050 yılına gitmiş ve  yakın zamanda boşanmış 103 robot-insan çiftin boşanma sebepleri üzerine eğlenceli bir analiz tablosu çıkarmış.

Buna göre, insanlar robot eşlerinden 3 kat daha şikayetçi olarak boşanma davası açıyormuş. İnsanların en büyük şikayetleri; robot eşlerinin bitmek bilmez iç uğultusu, ısındıkça kablolarının fena kokması, suya girememeleri sebebiyle ailenin yaz tatillerinin konseptini sınırlamaları, sık sık yağ değişimi, yazılım güncellemesi ihtiyacı içinde olmaları, ev işlerini 2010 yılının robot klişesi olarak görüp yardımcı olmayı reddetmeleri oluyormuş.

Robotların insan eşlerinden en büyük boşanma gerekçeleri ise; eşlerinin aklının çok yavaş çalışması, sık sık ‘unuttum’ demeleri, basit bir E=mc2 hesabı için bile kağıt kalem aramaları, günün büyük bölümünde yemek ve uyumak zorunda olmaları ve horlamaları…

Muhtemelen, ‘’peki insan mı kalmadı, neden robotla evleniyorlar?’’ diye soracaklarınız da olacak, ‘’Böyle kızlar oldukça robotla evlenirim arkadaş’’ ya da ‘’Böyle erkekler oldukça robotla evlenirim daha iyi’’ diye masaya vuran arıza bekarlar da… Masaya vuranların derdine Loman Hekim bile çare bulamamış ben hiç uğraşmam deyip soruya Smithsonian’ın ilgili şıkkından bir şerh düşeyim.

Gencin var derdin var

Daha önce insan soyunun yaş ortalamasının yükselmesiyle ilgili 2 mektup yazmıştım. Ama, tabii işin bir de şu yönü var. Genç adam, sağlam bir gelecek perspektifi içine girmemişse ‘’olaylara’’ karışır. Nüfus uzmanları, nüfusunun yüzde 40’ından fazlası 15 – 29 yaş arasında olan ülkelerin, diğer ülkelere göre en az 2,5 kat daha fazla iç karışıklık, kriz ve çatışmalar yaşadığını belirlemiş durumda. ‘’Ne kadar çok genç o kadar çok iç hareket’’ diyen Duquesne Üniversitesi siyaset bilimcisi Mark Haas,  1970 – 1999 yılları arasında dünyadaki siyasi iç kargaşa ve çalkantıların yüzde 80’inin ciddi genç nüfusa sahip ülkelerde meydana geldiğini söylüyor. Nüfus uzmanı Richard Cincotta ise Endonezya’dan bir örnek veriyor. Ülkenin yaş ortalaması yükselen Batı tarafında iç kargaşalar azalırken, halen kayda değer yükseklikte genç nüfus barındıran doğu adaları istikrarsızlık içinde. 1960’lar ve 1970’ler boyunca büyük iç kargaşalar yaşayan Japonya ve Güney Kore’nin de, genç nüfus oranının yüzde 40 düşmesiyle durulduğuna dikkat çekiyor. Yani genç nüfus çok iyidir ama onlara sağlam ve sağlıklı bir gelecek perspektifi sunabildiğiniz ölçüde…

Zaten uzamış lafı kopartacak kadar uzatmamdan korkmasanız peki bütün bunların Türk – ABD savaşı ile ne ilgisi var diyeceksiniz? Ben de savaşı çıkarmak üzereydim zaten.

Çin’i boşver asıl Japonya ve Türkiye’ye bak

Peki gelecek 4 yılda Amerikan hakimiyeti ne olacak? Bugünlerde birçok uzmanının dile getirdiği gibi bitti mi? Smithsonian, bu soruyu da geçen yıl yayınladığı Gelecek 100 Yıl adlı kitabıyla Türk medyasında da epey gündem olan Stratfor adlı jeopolitik danışmanlık şirketinin kurucusu George Friedman’a sormuş.

‘’20’nci Yüzyıl Amerikan yüzyılı değildi ki’’ diyor Friedman. Hele maçın ilk yarısında ABD çok kenardaydı. İkinci Dünya Savaşından sonra dengeleyici güç oldu. Ve ancak 1990’dan sonra küresel hakim güç oldu. Friedman Çin’in spor medyasınca çok abartıldığı düşüncesinde. ABD ekonomisi mevcut haliyle bile Çin ekonomisinin 3 katı. Dünyadaki ekonomik aktivitenin dörtte biri ABD’de gerçekleşiyor. ABD donanması bütün okyanusları kontrol ediyor. ‘’Bu tür bir gücü alt etmek mümkün’’ diyor Friedman, ‘’ama bu sadece savaşla olabilir ve kuşaklar alır.’’

3’ncü Dünya Savaşı ABD-Türkiye arasında

Friedman’a göre dünyanın hakimiyeti için 3’ncü Dünya Savaşı 2050 yılında başlayacak. Ama bugün zannedilen güçler arasında değil. ABD, Türkiye ve Japonya arasında. Ve bu savaş yerde değil uzayda başlayacak. Yani uzaya turist olarak gittiğinizde etrafınıza iyi bakın. Vatani görev için yine gideceksiniz anlaşılan.

Friedman’a göre Uzak Asya’nın kütle çekim merkezi Çin değil, Japonya… Japonya’nın Çin gibi fakirlik sınırının altında yaşayan yüz milyonlarca insanı yok. Asyanın en büyük donanmasına sahip.

Türkiye de halihazırda dünyanın 17’nci, İslam dünyasının ise en büyük ekonomisi. İslam, tarihinin aksine son yüzyılda dünya politikasında söz sahibi olamadı. Ama ne zaman söz sahibi olduysa her seferinde istisnasız bunun öncü merkezi Türkiye oldu.

Türkiye, Avrupanın açık ara en büyük ve en etkili ordusuna sahip ve Akdenizin ana gücü olacak.

Friedman, Polonya’nın da Avrupa’nın diğer büyük gücü olacağı görüşünde. Çok az kişi Polonyanın halihazırda dünyanın 21’nci Avrupa’nın 8’nci büyük ekonomisi olduğunun farkında. Bir tarafında Almanya diğer tarafında Rusya iki tehdidin arasında ve karşısında Türkiye olunca, ABD’nin doğal müttefiki olacak Polonya.

Japonya ihracat ve ithalatı için deniz yollarına bağımlı. Bu yolların tamamı ise Amerikan donanmasının kontrolünde. ABD ulusal güvenlik konseptinin merkezini okyanusların kontrol altında tutulması oluşturuyor. Japonya ve Türkiye birer denizcilik gücü olarak küresel çapta yükseldikçe ABD’de onlara omuz atmaya maraza çıkarmaya başlayacak. İki ülke ise okyanuslarda hakim olmak isteyecek ve ABD’yi tehdit olarak algılayacak.

ABD’nin askeri gücünün merkezi uzay. İstihbarattan, iletişime keşif ve denetlemeye kadar herşeyi uzaydan uydulardan kontrol ediyor. ABD’yi alt etmek isteyen güç, öncelikle bu uzay gücünü alt etmek zorunda. Eğer Japonlar ve Türkler ABD ile hesaplaşma günü geldiğine inanırlarsa ilk saldıracakları yer uzaydaki Amerikan gücü olacak. ABD’yi kör etmek duymaz işitmez hale getirmek için. ‘’Ben bu sebeple savaşın uzayda başlayacağını düşünüyorum’’ diyor Friedman ve ekliyor: ‘’Bilim kurgu gibi gelebilir ama 1900 yılında kimse İkinci Dünya Savaşında olan şeyleri düşünemezdi. Detaylar bire bir benim dediğim gibi olmayabilir. Başka oyuncular da olabilir. Ancak her yüzyılın bir savaşı var. Ve 21’nci Yüzyıl küresel güç savaşına sahne olmayan ilk yüzyıl olmayacak’’.

Smithsonian pencersinden geleceğe bakışa burda noktayı koyuyorum. Zaten müzeyi de kapatmak üzereler.

Abilerimi ablalarımı tenzih ederim, ‘’Eee bütün filmi anlattın, sonunu anlatmadın. Savaşı kim kazanacak?’’ diye soracaktır arıza bekar takımı. Kadim medrese kültüründe sınıf kapılarına, ‘’İnsan bilmez Allah bilir. İnsan öğrenir’’ yazarlarmış.

Mesele bunu bilmektir yeğen…

Cemal DEMİR

Bu Haber 1093 Defa Okundu
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


sexywearsite.com porno malatya escort şişli masaj salonu mobil porno hd porno escort malatya eskişehir escort konya escort