Bela Aramak!

Yazdır PDF
( 0 Votes )

Ehlullah şöyle bir kıssa anlatır:Bir grup Müslüman tertip ettikleri kadınlı erkekli bir kafileyle hac yolculuğuna çıkarlar. Çölleri aşıp vahaları geçerek yol alırken, iki dağın arasında ıssız bir vadide yollarını kesen eşkıya, silahlarını doğrultur: - Ya canınız ya malınız! derler. Hac yolcularında elbette karşı koyacak silah yoktur. Hepsi de kaba kuvvet karşısında ellerini kaldırıp teslim olmaktan başka çare bulamazlar.

Bir ellerinde silah bir elleriyle de erkek yolcuların üzerlerini aramaya başlayan eşkıya, ne var, ne yok hepsini alır, ekmek parası dahi bırakmaz. Şu kadarı da var ki, geriye çekilmiş korku içinde titreşen kadınlara asla dokunmazlar. Bunu gören yaşlı bir yolcu: - Eyvah der, eşkıya paramızı alıp elini kolunu sallayarak gidecek, ekmek parası dahi bırakmayacak bize! Tam o sırada eşkıya başından bir ses yükselir: - Kadınları bırakmayın, başörtülerini çıkartın, saçlarının arasına varıncaya kadar altın arayın.

 

 Eşkıya güruhu bu defa bir köşeye çekilmiş korku içinde titreşen kadınlara yönelip onların başörtülerine el atmaya başlar. Yaşlı yolcu bu defa yorumunu değiştirir: - Arkadaşlar der, artık eşkıya paramızı götüremez endişeye kapılmayın! Şunu ekler sözlerine: Çünkü der, bunlar zulmü gayretullaha dokunduracak dereceye çıkardılar. Bekleyin bir gayretullaha dokunma tokadı gelir bunların başına. İşte bu sırada başları üzerinde bekleyen yağmur yüklü buluttan müthiş gürültüler duyulur, eşkıya topluluğunun üzerine yıldırımlar yağar, yerlere serilen eşkıya aldığını koruyamaz hale gelir.

Cesareti artan yolcular da paralarını zalimlerin ellerinden geri toplayıp yollarına devam ederler. Bir müddet sakince yürüdükten sonra biri sorar: - Efendi der, önce ekmek parası dahi bırakmayacaklar, tüm paramızı alıp götürecekler diye endişeye kapıldınız, ama sonra da sanki olacakları biliyormuşçasına, 'Artık paramızı götüremezler' diye rahatladınız. Gerçekten de dediğiniz gibi oldu. Paramızı götüremediler, alıp yolumuza devam ediyoruz. Bunu nasıl anladınız? Yaşlı yolcunun yorumu şöyle olur: - Onlar önce erkek yolcuların parasını almakla zulmettiler. Ama zulüm orta derecedeydi; gayretullaha dokunma sınırına ulaşmamıştı. Zirveye çıkmayan zulüm devam eder, bir engelle pek karşılaşmaz.

Onun için 'Eyvah paramızı götürecekler!' diye feryat ettim. Ne zaman ki kadınlara dönüp onların başörtülerine de el attılar. Başörtüsüne el atma derecesine ulaşan zulüm, gayretullaha dokunma sınırına ulaşan zulümdür. Zulüm bu sınıra varınca Rabb'imiz bir sebep halk edip zalime haddini bildirir. Zulmünü sona erdirir. Bundan dolayı ümitlenip paramızı götüremeyeceklerini söyledim. Öyle de oldu. Kadınların başörtüsüne el atmaları gayretullah yıldırımlarını üzerlerine çekmelerine sebep oldu.   Sütçü İmam’ın yüreciği Fransız Ermeni lejyonerlerinin bacılarının örtüsüne uzanan ellere tahammül edemedi...   

Cüz böyle ise ya küll?  Sütçü İmam Üniversitesine başörtüsüyle girilemiyor.    Hz. Mevlana şöyle der:   “Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine koymaktır, her su çeken tohumu sulamak değil.   Zulüm nedir? Bir şeyi yerinde kullanmamak, yeri olmayan yere koymak. Bu da ancak belaya kaynak olur.”  

 Abdulkadir Geylani hazretleri şöyle der:  “Allah’ın emri hilafına gidiş felakettir.”  “İnsanlar iki kısımdır:  Biri dünya arar; diğeri ahiret.   Bunlar kıyamet günü de böyle olacak.   Bir kısmı cennet ehli, diğer kısmı da cehennem.”                                                                                       



Benzer Yeni Konular:
Benzer Eski Konular:

Bu yazı 254 kişi tarafından okundu.  
Yazarın Diger Yazıları: can yılmaz

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile