• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • leftlayout
  • rightlayout

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-6-

PDF

Yüksek zekaların istihdamı kadar sıkıntılı bir iş yoktur. Büyük sıkıntıları göğüslemekten imtina etmemenin sebebi, yüksek zekaların verimlerinin çok fazla olmasıdır. Problemleri ne kadar büyük ve fazla olursa olsun yüksek zeka istihdamının yolunu bulmak gerekir.

Bir teşkilatın yüksek zeka istihdamının ilk şartı, teşkilatın yüksek zeka ürünü olmasıdır. Yüksek zeka, basitlik, sığlık ve aleladeliğe tahammül edemez. Bunları görmesi, fark etmesi ve anlaması ise fazla zamanını almaz. Yanlış ve hata yapılması değil kastettiğimiz, her şahıs veya kuruluş yanlış yapabilir ve zeka bunları bir oranda anlar. Fakat sığlığı gördüğünde, oradan son sürat kaçar.

Ortalama bir zekanın kurduğu teşkilat, aleladedir. Zeka bunu birkaç günde anlar ve daha intibak etmeden itiraz eder. İntibak etmeden yapılan itiraz, mensubiyete mani olur. Mensup olduktan (intibak ettikten) sonra yapılan itiraz, iç itirazdır ve faydalanılabilir. Fakat mensup olunmadan yapılan itiraz dış itirazdır ve yıkıcı tesir icra eder. En küçük zararı yüksek zekayı istihdam edememektir.

 

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-5

PDF

Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.

Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, yakın hedefli, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar.

Yüksek zekalar büyük teşkilatlar kurmuştur. Girift yapıları olan, çözülmeleri zor, büyüme istidadına sahip, teşkilatları ancak yüksek zekalar kurar. Hakim (veya lider) olduğu teşkilat zeka için problem oluşturmaz. Mesele, teşkilatı kuranın yüksek zeka olması değil, teşkilatın yüksek zekaları istihdam etmesidir. Bir tane yüksek zeka teşkilatın başında olabilir ve orada bulunduğu müddetçe fevkalade faydalı olur ama başka yüksek zekaları teşkilatta istihdam etmesi zordur. Zira liderlik kadrosu tekdir ve o da doludur. Paradoks, yüksek zekanın yönetilenler listesinde bulunmasında (yani sıraya girmesinde) ortaya çıkar. Zor olan bu…

 

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-4-

PDF

Bir yapının iyi bir teşkilat olduğunu gösteren birkaç alamet var. Teşkilat ile üyeler arasındaki münasebet yoğunluğu, üyelerinin ihtiyaçlarını karşılama ve problemlerini çözme hacmi, iş yapabilme mahareti ve teorik tesir gücü.

İslam, teşkilatını kurmadan önce, müminin kalbine nüfuz etmekle, en güçlü, en yoğun, en yaygın teşkilatı kurabilmenin kalbi, zihni ve akli altyapısını inşa etmektedir. İslam, hiçbir teşkilat kurmadan, mana olarak bir kalbe nüfuz ettiğinde o kalbin sahibinin tüm hayatını organize etmektedir. Günlük periyotlarla baktığınızda beş vakit namaz kıldırmakta, evde bir hücre oluşturmakta, işyerindeki hayatını tanzim etmekte, kısaca hayatın ruhi ve fikri teşkilatını kurmaktadır. Hiçbir din ve dünya görüşü, insanın hayatında, İslam kadar yoğun şekilde yer alamaz. Her nefesinden sorumlu olduğunu, her hareketinden hesaba çekileceğini, her işini meşru ve usulüne uygun yapması gerektiğini kabul ettirebilen bir hayat anlayışı yoktur, İslam’dan başka. Bu çaptaki derinlik ve yoğunluk, dünya tarihinde hiç görülmemiş bir teşkilat altyapısı oluşturur.

 

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-3-İSLAM VE TEŞKİLAT

PDF

 

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-3-

İSLAM VE TEŞKİLAT

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.

Bir metni sathından okuyanlar, manasına nüfuz edemeyenler, manada derinleşemeyenler, ancak lügat ile sınırlı bir anlayışa sahiptirler. Onlardan adam olmaz, onları geçin ve yolunuza devam edin.

Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami kaide yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz.

İçtimai gerçeklik ve buna bağlı olarak teşkilatlılık hali anlaşılmadığında, ibadetlerdeki (veya İslam’ın diğer hükümlerindeki) teşkilat anlayışına ulaşmak kabil olmaz. Vakit namazlarının ferdi olarak kılınabileceğini hükme bağlayan İslam, aynı zamanda cemaat ile kılınmasını, mescitte kılınmasını ısrarla teşvik ve tavsiye etmiştir. Cemaatle kılınması ile mescitte kılınması birbirinden farklıdır. Evde de cemaatle kılınabilir ama mescitte kılınması başka manalara gelir. Cemaatle kılmayı tavsiye ederken, her hal ve şartta teşkilatlılık haline atıf yapar, mescitte kılınmasını tavsiye ederken, teşkilatlılık halini küçük cemaatlerden taşırıp cemiyet (toplum) planına nakleder. Mescit ve cami de Müslümanları bir araya getiren İslam, namaz kılıp geri dönün demez. O bir teşkilatlılık halidir, namazınızı bir arada kılın ki birbirinizden haberiniz olsun, birbirinizin dertleriyle ilgilenin der.

Mescit, İslam’ın ilk müşahhas teşkilatıdır. İlk ve en önemli müşahhas teşkilatı namaz fiili (ibadeti) merkezinde kurması ise teşkilatın muhtevasını, şeklini, yoğunluğunu gösteren hikmetlerle doludur. Üyeleri günde beş vakit bir araya gelen bir teşkilat gördünüz mü? Namazla bir araya gelme is nefsin en fazla gerilediği andır. O duygu haliyle Müslümanlar birbirlerinin dertleriyle daha yakından, daha derinden, daha diğerkam bir ahlakla ilgilenebilir. İslam’ın teşkilat ufkunu görüyor musunuz?

İslam medeniyetleri mescidi önce “cami” yapmışlar ve teşkilatlılık halini genişletmişler. Namaz merkezindeki organizasyonu daha geniş bir alana yayarak birçok şeyi “cami” haline getirmişler, toplamışlardır. Daha sonra camiyi de “külliye” haline getirerek, ilmi çalışmalardan birçok içtimai faaliyetlere kadar hayatın “idare merkezi” yapmışlardır. İslam’ın teşkilat ufkuna bu kadar nüfuz etmiş medeniyet misalleri varken, bu günkü Müslümanların teşkilat bahsindeki dar ufku ve kısır anlayışı kabul edilebilir cinsten değil.

*

İnsanlık tarihinin en geniş teşkilat ufku, tevhid ve vahdettir. Hem derinlik ufku cihetiyle (tevhid) hem de genişlik ufku cihetiyle (vahdet)…

Tevhid (derinlik) cihetiyle teşkilattaki nihai sadakat mercii tayin edilmiştir. Müslümanların sadakati, Allah ve Resulünedir. Yeryüzündeki tüm teşkilatlanmalar, bu sadakat ölçüsüne ayarlı halde gerçekleştirilmek ve devam ettirilmek durumundadır. Tevhid cihetiyle Allah’a ve Resulüne sadık olan Müslümanlar, yeryüzündeki tüm teşkilatlanmalarda, bu ölçüye riayeti esas alır. Bu sebeple hiçbir otorite, kendine bila kaydu şart itaat talebinde bulunamaz. Kendisine itaat talebinde bulunan her şahıs ve mercii, Allah’a ve Resulüne itaat etmek durumundadır. İtaat ettiği müddetçe itaat edilir. Yeryüzünde en fazla itaate layık şahıs ve mercii, Allah’a ve Resulüne en fazla itaat edenlerdir. İslam, teşkilat konusundaki temel şiarını, hakimiyet-teslimiyet parantezinde kurmaz. İtaat etmeyene itaat edilmez. İtaat zincirinin zirvesinde yer alan şahıs, en fazla itaat eden kişi olmak zorundadır. Tevhid, itaat silsilesini sıhhatli kurmayı ve insanlığın idrak edemeyeceği kadar derinleştirmeyi mümkün kılar.

Vahdet, yeryüzünde birlik inşasıdır. Tevhidin yeryüzünde tecellisi, öncelikle vahdet üzerinedir. Ümmetin vahdeti gerçekleşmediğinde, Müslümanlık eksiktir. Tevhid nasıl ki ruhi teşkilatlanmayı gerçekleştirir, vahdet de içtimai (müşahhas) teşkilatlanmayı gerçekleştirir.

Tevhidin insan iç dünyasını derinleştiren özelliği, vahdeti ihmal etmeye sebep olmamalıdır. Derunundan nihai mercie bağlanan Müslüman, yeryüzünde bir teşkilat marifetiyle bir Müslüman’a bağlanmalıdır. Teşkilatın manası budur, ümmet olmak ancak bu şekilde mümkündür. Allah’a ve Resulüne itaat etmek, onlara itaat edenlere itaat etmeyi gerektirmiyorsa, Müslümanlar, Allah’a ve Resulüne itaat bahsini gözden geçirmelidir. Müstakil ve müstağni birer ferd olmak, teşkilat, cemiyet, ümmet olmayı engeller.

Teşkilat bahsi, ümmet bahsinin, ümmet bahsi de Müslüman olma bahsinin mütemmim cüzüdür. Müslümanların hayatından teşkilatı kaldırdığınızda (teşkilatlılık halini sıfırladığınızda) İslam’ın tezahürlerinin tamamına yakınını inkıtaa uğratırsınız.

*

İslam, teşkilat bahsini kamu otoritelerinin inhisarına bırakmaz. Kamu teşkilatları (devlet de dahil) İslam cemiyetinin teşkilatlarından biridir. Herhangi bir vakıf teşkilatı, devlet teşkilatından daha az önemli değildir. Aradaki fark, büyüklük farkıdır, mahiyet ve kıymet farkı değil. Devlet teşkilatının daha mühim olması, büyüklüğünden ve daha fazla Müslüman’ın meseleleriyle ilgilenmesindendir. Bunun dışında mahiyet farkı aramak, devleti hem cemiyetten hem de İslam’dan daha kıymetli kabul etmeye kadar varacak zihni mecraları açar. Bu çerçevede teşkilat, İslam devleti olmadığı için mühim olan bir bahis değil, İslam devletinde de aynı kıymete sahip bir konudur.

İslam, her emir, nehiy, tavsiye ve teklifini doğrudan Müslüman şahsiyete yapar. Müslüman ferd, bu ölçülerin içinde tek kişilik olanları yalnız başına yapar fakat tek kişilik olmayanları yapabilmek için teşkilatlanır. İslam, hilafet ve devlet bahsini bile doğrudan Müslüman ferde hitap ederek teklif eder fakat Müslüman ferd, bunların inşası için teşkilatlanması gerektiğini bilir. Kısaca, ölçülerin sayısız miktarı teşkilatsız olarak yerine getirilemeyecek çaptadır. Teşkilatlılık hali, İslam’ın ölçülerine içtimai çapta muhatap olmaktır. Teşkilatlılık halinden kastımız, özel bir teşkilat değil, öncelikle herhangi bir teşkilat içinde bulunmaktır. Teşkilatlanmamış olan Müslüman, İslam’a muhatap olmak konusunda sınırsız eksik haldedir.

Bu konuya devam edeceğiz.

HAKİ DEMİR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-15-FİKİR ÜRETİM MERKEZİ

PDF

 

SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-15- FİKİR ÜRETİM MERKEZİ

Kamu kurumlarının halkın problemlerini çözmek, ihtiyaçlarını karşılamak için fikir üretmeleri gerekir. Fakat kamu kurumlarının siyasi alandan üretilen ve halktan bağımsızlaşmış iktidarlar tarafından yönetilmesi, halkı fazla umursamamalarına sebep oluyor. Türkiye gibi askeri vesayete dayalı ve siyasi rejimini (Kemalist rejimi) koruma düşüncesini halkın tüm menfaatlerine önceleyen ülkelerde, silahlı ve sivil bürokrasi halktan tamamen bağımsızlaşıyor. Halktan bağımsızlaşan bir devlet örgütünün halka hizmet etmesi beklenir mi? Bunlara devletlerin hantal yapılarını da eklediğinizde halkın faydasına fikir üretmek ve onu tatbik etmek neredeyse imkansız hale geliyor.

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 34

sexywearsite.com porno malatya escort şişli masaj salonu mobil porno hd porno escort malatya eskişehir escort konya escort