• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • leftlayout
  • rightlayout

Bir Gökçeada Hikayesi

Babamın yakın dostu,benimde sevip,saygı duyduğum bir büyüğüm olan Mahmut Kayalıbay'ın bir Gökçeada sevdası var ki,benim her zaman ilgimi çekmiştir.Onun bu sevgisi ve orada yaptıkları,hayata bakışımıza ve tatil anlayışımıza olumlu katkılar sağlayabileceğini düşündüğümden kendisi ile bu röportajı yaptık. Gökçeada Pansiyon ve Gökçeada Apart konusunda sektörü takip edenlere tavsiye niteliği taşıyan söyleşimizi buyurun okumaya.
Umarım ilgi ile okursunuz...

A.K. Mahmut abi,neden Gökçeada,buraya sizi çeken şey neydi? Bize Gökçeada maceranızla ilgili başından bu güne kadarki süreçleri anlatırmısınız?

 

7 AĞUSTOS İBN-İ ARABİ’NİN DOĞUM GÜNÜ

İslam dünyasında düşünceleriyle öne çıkan bir isim olan Muhyiddin İbn Arabi 7 Ağustos 1165 tarihinde İspanya’nın batısında bulunan Mürsiye kentinde doğdu. 10 kasım 1240 yılında da Şam’da öldü. İbn-i Arabi, gerek yaşadığı dönemde, gerekse daha sonraki süreçte sıkça eleştirilen bir o kadar da okunan bir düşünür. Bugünden bakıldığında İbn Arabi, saygın bir İslam düşünürü olarak anılmaktadır. İbni Arabi, Tasavvuf deyince ilk akla gelen isimlerden biri olmakla birlikte, en fazla eleştirilen mutasavvıfların da başında gelir. Genellikle tasavvuf, İbni Arabi üzerinden eleştirilir. Oysa Tasavvuf felsefesini eserleriyle fikirleriyle ortaya koyan ilk mutasavvıf Ebu Haris Mehasibi`dir...Bundan sonra Cüneyd Bağdadi, Ebu Zeyd Bestami ve Şakik Belki`yi zikredebiliriz`. İbn Arabi`yi bu isimlerden daha çok eleştiri konusu yapan ise kendisinden önce yazılanları bir bütün halinde ve tek bir felesefede toplayabilmiş olmasıdır. Bu da şüphesiz kendisine atfedilen `Vahdet-i Vücud görüşüdür.

Arabi, kainattaki her şeyi Allahın bir tecellisi olarak görür. Her şey onun bir yansımasıdır. Her şey ona aittir, her şey biraz da ondandır. Vahdet-i Vücud temelde yaratılanla yaradanın birliğini savunur. Arabi bunu şöyle izah eder `İnsan hakkın tecelli aynasıdır. Bütün eşyanın meydana çıkmasına insan sebep olmuştur. Öyle ise insan bütün eşyayı kapsayan ve ilahi tecelliyat onda hitam bulmuştur.

 

YALANCININ MUMU!

Birkaç gündür kamuoyunu epey meşgul eden bir söz yayıldı medyada; “AK PARTİ Abdullah Gül’ü sildi, Erdoğan ile Gül’ün arası bozuldu!...”

Aslına bakarsanız bu tür uydurmasyon ve asparagas haberleri sıkça görüyoruz! AK PARTİ kurluduğu günden bu yana, “acaba nasıl olur da bu ikilinin arasını ayırabiliriz? Nasıl olur da AK PARTİ ve ekibini parçalayıp, yutabiliriz?” in hesapları yapılıyor!

İnceleyin bir kısım medyayı, bakın haberlerine ve okuyun köşe yazılarını, takip edin televizyonlarını dediklerimi aynen göreceksiniz. Neden böyle bir Bizans oyunu oynama çabasına giriyorlar? Gayet basit; dostlukları yıllara dayanan ve kadim denilen, kolay kolay kopması, parçalanması mümkün olmayan bir maziye sahip olan, ruhunu İslâm’ın; “Müslümanlar ancak kardeştir” ilkesinden alan köklü bir anlayışı yıkmanın gayreti içine girenlerdir! Şimdiye kadar olduğu gibi bunda da başarılı oalamayacaklardır! İşte size örneği;  
Gül, Suskunluğunu Bozdu. Gül; ''Tayyip Bey ile ilişkimiz kardeşlik hukukunun ötesinde'' dedi.

 

NEMRUTLAR ÖLMEDİ!

Dünya kurulduğundan beri şeytanın uşakları; Nemrutlar, Firavunlar, Karunlar, Şeddadlar, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler, Ümmü Cemiller… var olmuş ve var olmaya da devam edeceklerdir! Bunların varlığı Müslümanlara aksiyon vermeli, daha çok kenetlenme, daha çok dayanışma, daha çok yan yana olma, daha çok birlikte hareket etme ve güç birliği yapma şuuru vermelidir.

Bugün bakıyoruz dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanlara kurulan tuzaklar kuruluyor, onları inancından döndürmek, değer yargılarından taviz verdirmek için topluca hareket ediliyor! O kadar ki bütün şer odakları, bütün şeytanın soyları el birliği ediyorlar!

 

KONYA’DAN ARAKAN’A UZANAN ELLER!

Mevlana Mesnevi’den şöyle seslenir;

“Müminân ma’dud lîk imân yekî

Cismişân ma’dud likin can yekî”


Beden bir, ama organları çok. Bedenleri bir araya getiren, birleyip bütünleyen candır. Can giderse azaların hiçbiri kalmaz, hepsi ölür. Müminler de böyledir, hepsi bir büyük bedenin uzuvları hükmündedir. Niçin, çünkü hepsinin ortak bir canı var ve o can imandır. Nice hazinelerin bir araya getiremeyeceği kalpler imanla bir araya gelmiş, kardeş olmuştur. İman ipi kopmaya görsün, beden tespihi dağılır.

“Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol” diye seslenerek, bizlerin ruhuna, inanç değerlerine, bizi biz yapan, mümin olmanın gerekleri arasında; “Dicle’nin bir yakasında bir kurt kapsa koyunu, gelir adl-i ilahi Ömer’den sorar onu” anlayışı içinde olmak gerektiğini değişik varyantlarla anlatır.

 

ÖLÜM

Bu başlığı gören bazı kardeşlerimizin; “Hocam, nereden buldun bu başlığı? Moralimizi neden bozuyorsun?” diyeceklerini duyar gibiyim. Bizler yazmasak da, söylemesek de her gün ölenleri görmüyor muyuz? En yakınlarımızı, annemizi, babamızı, eşimizi, çocuğumuzu, akrabalarımızı, dostlarımızı, sevdiklerimizi… birer birer o aleme göndermiyor muyuz? Doğan her canlının ölüme aday olduğunu bilmemiz gerekir! Ölümden korkmak, ölümden söz etmemek, hayatın gerçeklerinden kaçmak demektir. Ekmek su kadar, ölüm de bir realitedir. Nasıl nefes almaya, nasıl gıdalanmaya ihtiyacımız varsa ölüme de ihtiyacımız var!

Kur’anın Ölüme Bakışı

 

ARAKAN MÜSLÜMANLARI!

Arakan, Myanmar’ın kuzeybatısında yer almaktadır. Arakan nüfusunun önemli çoğunluğunu “Rohingya” Müslümanları ile Budist “Rakhine”ler oluşturmakta. İslam, Arakan’da 8. yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Müslüman tüccar ve dervişler vasıtasıyla yayıldı. Arakan’da 1430’da bir İslam devletinin kurulduğu ve bu devletin 1784 yılında Budist krallık tarafından işgal edilinceye kadar 354 yıl bağımsız bir devlet olarak kaldığı bilinmektedir.

1948 yılından beri Budist Myanmar devletinin işgali altında bulunan Arakan’daki Müslümanlar, büyük baskı ve kısıtlamalar içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışımakta. Bölgede Müslümanların evlenmeleri, seyahat etmeleri ve okumaları yasaktır. Müslüman çocukların sadece ilkokula kadar okuyabilmelerine izin veriliyor. Müslümanların seyahat yasakları o kadar geniş ki başka bir kasabaya ailelerini ziyarete gitmek için bile izin almaları gerekiyor.

 

BU NASIL İŞ?

“Şehitler ölmez vatan bölünmez, kahrolsun pkk, bir ölür bin diriliriz, Mehmet’e uzanan eller kırılsın…” bu sözlerin hepsi güzel, hepsi yerinde. Ancak şimdiye kadar söyledik de ne oldu? Terör bitti mi? Hamasi nutuk atmak çözüm getirmiyor. Elin oğlu istihbaratını kullanarak seni rahatsız edebiliyor! Sonra da şehitlerimiz olduğunda ağıt yakıyoruz!

Meselelere köklü çözüm bulmak, kesin olarak “son verme” kararlılığında bulunmak şarttır. Yıllardır terör belasından başımız ağrıyor. Milletçe sıkıntı çekiyoruz. Terörün bitmesi konusunda tek yetkili hükümetler değildir. Belki hükümetlerin elinde imkanlar olabilir- ki vardır da- ama eğer bu vatan bizimse, bu vatanda bizim de söz sahibi olmamız söz konusuysa, “armudun sapı üzümün çöpü” demenin zamanı değil. Kimsede, “bana ne, beni hiç ilgilendirmez, hükümet bu meseleyi ağzına yüzüne bulaştırdı, terörün bitmesinin tek yolu AK PARTİ iktidarının gitmesidir. Biz olsak Kandil’e Türk bayrağını dikeriz. Açılım safsatası yüzünden terör azdı…” deme lüksü yoktur. Terörün bitmesi için büyük düşünmek zorundasınız.

 
Diğer Makaleler...
Sayfa 9 / 175

sexywearsite.com porno malatya escort şişli masaj salonu mobil porno hd porno escort malatya eskişehir escort konya escort