• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • leftlayout
  • rightlayout

Hicran Dergisi Hayata dair izlenimler

BÜYÜK ÇÖKÜŞ-1- GİRİŞ

PDF

                                               BÜYÜK ÇÖKÜŞ -1-

GİRİŞ

            Batı çöküyor. İki kelimeden müteşekkil bu basit cümle bir çırpıda söyleniyor ama ihtiva ettiği mana o kadar büyük ki, dünya, tarihinde bu kadar büyük bir çöküş yaşamadı, şahit olmadı ve hayal etmedi. Evet, batı çöküyor. Fakat bu çöküş tarihteki hiçbir çöküş hikayesine benzemiyor ve hiçbir denklemle açıklanabilir gibi görünmüyor. O kadar büyük bir güç çöküyor ki, muhtemelen dünya altında kalacak. Batının en keskin düşmanları bile bu çöküşe bigane kalamayacak. En çok sevinecek olan Müslümanlar bile bu çöküşü saniye saniye takip etmek zorunda kalacak, altında kalmamak için… Öyle zamanlar olacak ki, batının en kindar düşmanları bile çöküşü yavaşlatmak için ellerinden geleni yapmak mecburiyetinde kalacaklar.

            Batı çöküyor. Fakat o kadar büyük bir güç çöküyor ki, enkazının bile bazı çılgınların eline geçmesi durumunda, dünyayı yok edecek çapta bir silah ve mühimmat deposuna sahip. Batı çöküyor ama dünya, batıyı teslim alana ve tüm enkazına el koyana kadar teyakkuzda durmak zorunda. Eğer bir rüzgar esişi ile batının tüm mühimmatı yok olmayacaksa, bu çöküşün oluşturacağı travma ile batılı siyasetçiler, işadamları ve generallerin çıldırması mukadderdir ve batı bir müddet sonra dünyada en fazla “deli” ile en fazla “nükleer mühimmatın” bulunduğu siyasi coğrafya haline gelecek. Batının güçlü şekilde ayakta kalmasından korkulduğu kadar, çıldırarak çökmesinden de korkulmaktadır.

            Batı çöküyor. Fakat o kadar büyük bir iktisadi kıymet kayboluyor ki, dünün ve bugünün milyarlarca dolara hükmeden “kibirli” zenginleri, ellerinin altından kayıp giden kıymetleri muhafaza etmek için bizzat kendi “namuslarını” da piyasaya süreceklerdir. Kimse bu tespite itiraz etmesin zira gay’liğin meşrulaştırıldığı ve yaygınlaştırıldığı batı dünyasında bu durumun zuhuru fevkalade bir hadise değil alelade bir hadisedir. Evet, o kadar büyük bir servet çöküyor ki, iş dünyası ve gayleşmiş işadamları, göbek bağı ile bağlı oldukları kendi medeniyetlerini akşamdan sabaha satacaklardır. Bu bir öngörü değil, zaten sermaye doğuya doğru uçak hızıyla kaymaya başlayalı az zaman olmadı. “Paranın dini imanı olmaz”, “paranın milliyeti” olmaz türünden “piç fikirler” batıda ve doğrusu dünyanın birçok yerinde yerleşik hale gelmiştir. Yapacakları işin teorik altyapısını hazırlayarak, “anormal davranış” sergilemekten ve “hainlik ithamından” kurtulmaya çalışıyorlar.

            Batı çöküyor. Fakat o kadar büyük bir siyasi güç çöküyor ki, batılı devlet adamlarının kaşlarını çatmasıyla dünyada iktidarlar değişiyordu. Güçlerinin kaynağı pozitifti ama zaman içinde mistik bir hal almıştı. Dünyanın hiçbir yerinde, genel olarak batıdan özel olarak ABD den habersiz ve izinsiz kuş bile uçamazdı. Kendi tabirleriyle Tanrı’yı yeryüzünden kovmuşlardı ama kendilerini “yeryüzü tanrı”sı ilan etmişlerdi. Buna İslam coğrafyasının bir kısmının da inanmış olması ne hazindir. Evet, bu kadar büyük bir siyasi güç çöküyor. Çünkü kendi sapık ve sapkın tanrılarını yeryüzünden kovmuşlardı ama yeryüzündeki ve kainattaki her şey Allah’ın emri ve izni ile varolabiliyor ve varlığını devam ettirebiliyordu. O’nun sünneti ise hiçbir şeyin aynı hal üzere kıyamete kadar devam etmeyeceği üzerineydi. Böyle bir siyasi gücün kibir ve aslında kubur kokan siyasetçileri, seyrine daldıkları büyük çöküş karşısında bu gün için ne yapacaklarını bilmiyorlar ama yakın gelecekte çıldırmaya başlayacaklar. İşte dünya bu çılgınlığa hazırlanmak zorunda…

            Batının bugünkü hali, çıldırmanın eşiğine gelmiş bir insanın, makul davranma çabasına benziyor. Yeryüzü tanrısının kudretini kaybetmeyeceğine dair mistik inancı dünyaya pompalayan batılı siyaset ve iktisat adamları, aslında pozitivist olmalarına rağmen kendileri de mistik inançlara savrulmaya başlıyorlar. Mistik inanışın emniyeti ve rehaveti ile hala akıllarını kaybetmemiş olmaları, “akıllı” kalabileceklerini değil, problemlerin daha da büyüyerek önlerine geldiğinde bir anda “çıldırmak” durumunda kalacaklarını gösteriyor. Mistisizmle pozitivizm arasında sallanan batılı kafalar, yakında istikametlerini tayin etmek için yıldız falına bakmaya başlayacaklar. Bu gün akıllı gibi göründüklerine bakmayın, aklın son sınırındalar ve dayandıkça patlamayı kaçınılmaz hale getiriyorlar zira barajın arkasındaki su sürekli artıyor.

            Kendilerine olan özgüvenleri hala tam sarsılmadı zira çökmeyeceklerine ve yıkılmayacaklarına dair kanaatlerini mistik inanışlarla ayakta tutmaya çalışıyorlar. Tüm veriler “büyük çöküşü” gösteriyor ama denkleme mistik unsurlar ekleyerek neticeyi istedikleri gibi çıkarmaya meylediyorlar. Fakat yakın gelecekte istedikleri neticeyi görebilmek için denklemdeki unsurların kahir ekserisini mistik unsurlarla donatmaya başlayacaklar. Tabi ki içlerinde hala akıl sağlığını kaybetmemiş olanlar, o denklemin komikliğini görecek ve göstermeye çalışacak. Fakat onları dinlemeyecekler ve hatta konuşturmayacaklar. Ne var ki bir müddet sonra konu anlaşılmaya başlanacak ve psikolojik savunma bariyerleri tek tek yıkılmaya başlayacak.

            Önce kendilerinden, medeniyetlerinden, kurallarından tereddüt etmeye başlayacaklar. Bu durum derin bir psikolojik savruluş meydana getirecek ve hızlı şekilde “beceriksiz” olduklarını fark etmeye başlayacaklar. Bu süreç boyunca bir sürü şey yapacaklar fakat hiçbiri netice vermeyecek ve daha ağır hasarlar oluşacak ve özgüven kaybolacak. İşte problem tam bu noktada meydana gelecek. Bir taraftan özgüven kaybolacak ama diğer taraftan devasa güçlere sahip olacaklar. Paradoks, beceriksiz olduğuna kanaat getiren kişinin nükleer mühimmat üzerinde oturmasıdır. Akıl bunu taşımaz.

            Hiçbir müessesenin kendinden beklenen fonksiyonu icra edemediği, nizamın işlemez hale geldiği, hayatın mekanizmalarının dağıldığı, insani münasebet zincirlerinin koptuğu, fabrikaların üretimlerini durdurduğu, laboratuarların araştırmaları bıraktığı, sokaklarında silahlı sivillerin kol gezdiği, ordularının dış düşmanı unutup kendi halkıyla çatışmaya başladığı, işsizliğin, açlığın, evsizliğin ve sefaletin zirveye çıktığı bir vasatta, siyasetçilerin ve generallerin şarlatanlıktan başka kendilerini ifade edemeyeceği bir dönem, yakındır. İşte o gün geldiğinde, batı coğrafyası, gelişmiş teknoloji, devasa binalar, hınca hınç dolu mühimmat depoları ile içtimai kaos arasında kalacaktır. Aklın çıldırmaktan, şuurun patlamaktan, zekanın sapkınlıktan başka bir istikameti kalmayacak, ahlak ve medeniyet sükut edecektir.

            Nasıl olacak tüm bunlar?

            Önce aldıkları tedbirlerin bir işe yaramadığını ve yaramayacağını söylemeye başlayacaklar. Böylece krizin, herhangi bir iktisadi kriz (finansal kriz vb) olmadığını ve sistem krizi olduğunu anlayacaklar.

            Sistem krizi olduğunu anladıklarında yeni sistem arayışları başlayacak fakat sistem çapında fikir üretemeyecekler. Yeni sistem veya sistemi yeniden üretemeyince anlayacaklar ki, kriz iktisadi değil felsefidir. Felsefi/zihni krizi fark ettiklerinde panikleyecekler. Çünkü felsefi krize yakalanmış olmak, problemlerin hiçbirini çözemeyeceklerini gösterecektir.

            Felsefi krize yakalandıklarını kabullendiklerinde, psikolojik çöküş başlayacak ve kendilerine olan güveni kaybedecekler. Psikolojik çöküş, hızlı bir şekilde medeniyet krizine savrulmalarına sebep olacak. Medeniyet krizine yakalanmaları, son mevzii de kaybettiklerini gösterecektir. Hakikaten oradan ilerisi yok… Medeniyet krizine yakalanmak, çıldırmanın nazik ifadesidir. Medeniyet krizi, kitlesel çıldırmaları meydana getirir.

            Ne var ki batı kavrayışı, dünyayı batıdan ibaret zannettiği için, dünyanın medeniyet krizine yakalandığını zannedecek. “Tarihin sonu” türü tezler üretmeleri, dünya tarihinin kendi tarihlerinden ibaret olduğu vehminden kaynaklanıyordu. Şimdi kendi medeniyet krizlerini, dünya medeniyet krizi olarak kabul edecekler ve o noktadan sonra hiçbir insani ve medeni ölçüyle kendilerini bağlı hissetmeyecekler. Çıldırmanın bir diğer adı da bu… Bundan sonra batıda vahşet çağı başlayacak. Dünya ne kadar batılılaştıysa ve batı dünyayı ne kadar etkileyebilirse o nispette de dünyada vahşet çağı başlayacak.

            Dünyanın hazırlanması gereken büyük çöküşün kodları bunlar. Dünya bu tehlikeye karşı zihni altyapısını oluşturmalı ve paniklememelidir. Gerekli tedbirlerini bugünden tezi yok geliştirmeye başlamalıdır.

HAKİ DEMİR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Ön Yargı..!

PDF

İşten döner dönmez kıyafetini değiştirip sofra hazırlamaya koyuldu. Yorucu bir iş gününü daha geride bırakmıştı.

Her iş dönüşü evde kendisini kötü bir sürprizin karşılayacağı endişesiyle cebelleşirdi. Kapıdan içeri girip her şeyin yolunda olduğunu görünce içi rahat eder fakat aynı tedirginliğin sabahın ilk saatlerinden itibaren yeniden yakasına yapışacağı bilirdi. Ali Kemal her şeye rağmen bu durumu yazgısı olarak kabullenmiş, alışmıştı.
Yürümekte bile zorlanan yaşlı annesini ve henüz altı yaşında olan biricik kızını evde yalnız başlarına bırakıp işe gitmek onu içten içe yiyip bitiriyordu.

 

İstiklal Marşında Yaşanan...

PDF

İSTİKLÂL MARŞINDA YAŞANAN KOMEDİLERİN SEBEBİ MÜZİĞİ İLE İNSANI ARASINDAKİ DOKU UYUŞMAZLIĞIDIR                
Yıllar yılı, hemen hemen bütün tören,toplantı, spor müsabakası v.d. bir çok ortamda, İstiklâl Marşımızın topluluklar tarafından okunmasına dair eleştiri ve tartışmaların ardı arkası kesilmez.
Özellikle internetin hayatımıza iyiden iyiye girmesiyle, millî marşımızın bu tür mekânlardaki yanlış ve çarpık bir şekilde söylenmesi kitlelere büyük bir hızla ulaştırılmakta, buna sebep olan kişiler, kitlelerin acımasız eleştirilerine hedef olmaktadır.
Son olarak da pop şarkıcısı Hadise’ nin, 22 Mayıs 2010 günü, Futbol Millî Takımımızın ABD’ deki  Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçtan önce solo olarak millî marşımızı okuması, yıldırımları bir anda  üstüne çekmiş, konunun müzikal kapsamını bilen-bilmeyen herkesin katılımına açık bir polemiği de beraberinde getirmiştir.

 

Ön Yargı

PDF

İşten döner dönmez kıyafetini değiştirip sofra hazırlamaya koyuldu. Yorucu bir iş gününü daha geride bırakmıştı.
Her iş dönüşü evde kendisini kötü bir sürprizin karşılayacağı endişesiyle cebelleşirdi. Kapıdan içeri girip her şeyin yolunda olduğunu görünce içi rahat eder fakat aynı tedirginliğin sabahın ilk saatlerinden itibaren yeniden yakasına yapışacağı bilirdi. Ali Kemal her şeye rağmen bu durumu yazgısı olarak kabullenmiş, alışmıştı.
Yürümekte bile zorlanan yaşlı annesini ve henüz altı yaşında olan biricik kızını evde yalnız başlarına bırakıp işe gitmek onu içten içe yiyip bitiriyordu.

 

Ölü Ağırlık Deneyi

PDF

Bu isim aslında bu deneyin resmi adı değil ama deneyin içeriğine çok uygun olduğu için bu isim tercih edilmiş. 1907 yılında Dr. Duncan MacDougall ölüm döşeğindeki altı hastayı terazi üzerinde özel olarak hazırlanmış yatakların üzerine yatırdı.

Hastaların son nefesini verdikleri anda ortalama 21 gram kaybettiklerini ortaya koydu. McDougall ayrıca aynı deneyi 15 köpekle de gerçekleştirdi fakat bu sefer aynı sonuç gözlenmedi.

 
Sayfa 5 / 12

sexywearsite.com porno malatya escort şişli masaj salonu mobil porno hd porno escort malatya eskişehir escort konya escort