• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • leftlayout
  • rightlayout

Meryem Beyazal Ufukda Bir Deli

PDF
Dergimiz yazarlarından Meryem Bayazal ile geçen pazar günü bir söyleşi yaptık.Onun gözünden olayları izlemek istedik tabi birazda siz okurlarımıza onu ve kitabını tanıtmak istedik.Biz Sorduk o söyledi.İşte Söyleşimiz;
Meryem Beyazal Kimdir?
Ufukta bir deli!Olduğu gibisine değil olması gerektiği gibisine inanan, Hayatın, zamân boyutunda adet ve geleneklere göre ehlileştiremediği bir yaban diyebilirim! Özlemleri var Rize’de doğuP, İstanbul’da gelişen, Erzurum’da ise hırsa, dolayısıyla hayatın bütününde isyana dönüşen. Bu  yönüyle de iflah olmaz bir isyankar denebilir!Hayatı yaşayarak sorgulayan,  yaşamla söylem arasında bir paralelliğin olmadığı herşeyi red eden, bağdaşmayan, aykırı ve deli yanlarıyla dünyayı tek başına yüklenmeye çalışan fütursuz biri.Bu böyle uzayıp gider, ama kısaca kimlik olarak ben Rize’de doğup büyüdüm, ilk okuldan sonra bir müddet hayatın talimgahında ilm-i hayatı kesb ederek eğitim hayatıma, orta öğrenimi okul dışı imtihanlarıyla katılarak geri döndüm. Ardından işletme, onun ardından da doğu dilleri okudum. İş hayatım da ilginç bir zeminde başladı. İstanbulu, tarihin arka sokaklarında tozlu sayfalar içerisinde aradım. Bulduklarımı “İstanbul Araştırmaları Merkezi” kıtaplaştırdı. Sonrasında ayni şekilde bir imparatorluğun enkazında kendine ma´îşet aramaya devâm ettim. Şu an ise akademik alana yönelik araştırma ve tercume ile birlikte özel bir kurumda idarecilik yapmaktayım.
Ne yapmaya çalışıyor?
 İhtiyacım olan şeyi yapıyorum. Hayatı kafamın bir köşesinde kurguladım ve onu zamanın konforundan olabildiğince uzakta kendimi  mutlu edecek unsura dönüştürmeye çalışıyorum. Zamanın konforu pasivize edici, basitleştirici ve anlamdan uzaklaştırıcı unsurlar barındırıyor bunların  dışında, hayata anlam yükleyen, ve bu anlamları taşıyan öğeleri bir araya getiren aktiviteler içerisinde yer almaya  çalışıyorum. Yaşayarak anlamak ve anlamları yaşatmağa çalışmak bir anlamda. Yani yaşamın içinde muhâfaza ettiği değerleri ticarı meta olmaktan arındırıp aslı unsurlarıyla algılamaya ve kullanmaya çalışıyorum.
 Şiirin neresinde?
 Yaşamı şiirleştirmekten yanayım. Ne kadar şiirsel yaşarsanız o kadar şair olursunuz. Yaşadığımı hissetmek ve hissettiğimi yazmak ennihayet. Ben şiiri böyle anlıyorum. Kalemi elinize alır kırdığınızda bu eyleme anlam yükleyen bir yaşamınız varsa bu bir şiir olur. Hayat nizamının  mısraları arasında nerede yer alıyorsam şiirde de o yerdeyim.
  Son kitabınızın satış girafiği ne durumda?
 Satış boyutuyla ilgilenmiyorum. Beni  ilgilendiren okuyucunun sayısallığı değil. Okuyucu  beni ne kadar anlıyor ve benden ne anlıyor? Eğer materyal olarak kitap yazarsanız satışıyla ilgilenirsiniz. Ben çok satmak gibi bir kaygı ile oluşturmadım kitabımı. Seri üretim yapan fabrika misali baskılarla çok insana ulaşmak değildi hedefim. Bin kitapla on bin kişiye ulaşmaktı ve ben bunu başardım. Bunun benim için anlamı şu, çok satılan ama kapağı açılmamış bir kitap olmak yerine çok okunmaktan yıpranmış bir kıtabın yazarı olmak. Kitap mezarlığına dönüşen satış reyonlarında yer almak istemiyorum. Onunla başkaları ilgilensin.
 Hangi gazeteleri okur?
 Gazete okumam. Çünkü ben kavgaları sevmiyorum. Gazete ise arenalara benziyor. Sürekli bir döğüş var. Neyin ne için olduğunu hiçbir zamân anlayamadığım bir döğüş. Ne gâlib var ne mağlub. Boğa ve matador ikilisi. Matadoru boğaya ustünlük taşımak istemesinin anlamsızlığı gibi gelir gazetelerdeki tartışmalar bana. Bunu da sıkıcı bulurum. Kalemin ucundaki bütün tartışmalar ihtirastan kaynaklanır. İçinde nefret ve menfaat vardır. Ben ilke olarak nefretin de menfaatın da olduğu yerde duramam. Okumak ise onaylamak ve tarâf olmaktır. Ben ne onaylıyor ne  de taraf olmak istiyorum.
 Yazmak istediğiniz kitaplar varmı?
 Bir çok. Ama yaşamadan yazmak içi boş kapsule benzer dıştan parıltıları vardır ama kullanıcısına bir fâide getirmez. Bunu yakaladığımda yazabileceğime inandığım bir çok kitap var.  Kitap yazmak inşâ etmektir. Bunu denemesini hayatın laborotuvarında yapmalıyım önce yoksa  sarsıntı anında hercu-merc olan binâ gibi yıkılmaya mahkûm eserler üretmek istemiyorum. Çalışmalarınız var mı diye sorsanız. Roman var oluşturmaya çalıştığım. Onu tahayyül ettiğim gibi oluşturduğumda yıllarca toprak altında kalmış bir cevheri gün yüzüne çıkarmış olmak gibi mutlu ve serra olacağım. Bunun için duygusal kaynağa ihtiyacım var ancak maddi kaynak bulduğumda ise yapmak ve yazmak istediğim bir çok kitap projem var. Şiir, araştırma, tercume, deneme gibi.
 Meryem Beyazal için sanat ne demektir?
 Sanat yaşamın kendisidir. İçinde sanatın bütün unsurlarını barındırır. Sanatın bendeki anlamı onu doğru anlamaktır. Vahidiyet ve ehadiyet arasındaki benzerlik ve farklılığı bir arada manzumeler bütünüdür 
 Türk edebiyatında eksiklik varmı?
 Türk edebiyatı var mı?  Türkiye de edebiyat esintilerden ibarettir. Doğu-batı ekseninde her geçtiği iklimden nasiblenen bir bileşkedir Türk edebiyatı. Ama özellikle yeni dönemdeki edebiyat akademik kaygılar içeren kurallar ya da tam onun karşısında hiçbir kaygısı olmayan serseri düşler bütününe dönüşmüştür. Edebiyat kültürel yaşamın bir resmidir. Toplumumuz tüketici bir toplum olduğu için bütün kavramları da tüketti. Kendi mozayiği olan bölgesel derinlikteki parıltıları kullanmak yerine özellikle ecnebi kültürünün gölgelenmesine mahkûm edilmiştir. Önce edebiyat kullanıcıları, üreticileri eserlerini oluştururken kendilerini yansıtmalı. Kendi kültürleriyle yoğurup kendilerini inşâ etmeliler. Bizim çamurumuzla elin heykelini dikmek bana pek te edebiyat gibi gelmiyor. Edebiyat bir toplumun ekonomik, siyasi, tarihi ve ilmi gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. Eğer bir toplumda bu kavramlar doğru bir şekilde doğup gelişmekte ise edebiyatları onları var eden bir unsur olur. Bir toplumu var ya da yok etmenin ise  en kestirme yolu edebiyattır. Edebiyatı kuşatılan bir milletin iflah olması da mümkün değildir.
 Tarihe şöyle bir dokunursak göz ucuyla da olsa, bunca değişime rağmen değişmeyen milletlerin edebiyatlarının da kendi varlıkları kadar eski ve sağlam olduğunu görürüz. 
 Varsa neler yapmak gerekli?
 Edebiyat ithalatı yapmak yerine ihrâc etmemiz gerek bunun için üretmeliyiz. Kültürel reform gerekir. Önce kendimizi yeniden inşâ etmeliyiz. Geçmiş ve geleceği hazır zamân teknesinde yoğurup şekillendirerek gün yüzüne çıkarmalıyız. Kavramlar üretip kullanmak ve kullandırmamız gerek.
 Şiirimiz nereye gidiyor?
 Şiirimiz uçurumun eşiğinde. Ticarı kaygıya dönüştü. Ne kadar satarsa o kadar şiirdir mantığıyla aradaki estrumanlar eşliğinde hayatın ticari ve iktisadi anlamda,  basit nakaratlardan ibaret bir materyal hâline getirildi. 
 İlk edebi çalışmanız neydi ne zaman yaptınız?
İlk edebi çalışmam ağlamaktır. Onu da dünyaya geldiğim anda yaptım. Kalu belada vaad edilen dünya ile karşılaştığım gerçek dünya arısındaki uçurumda ilk bocalayışımın bir resmiydi bu eser de. Ağlamak, anlamı en derin edebi çalışmadır.
 Ama sorunuzun size dönük vechesinde ise ben edebiyatı kendimle düşünmek, kendimle konuşmak ve kendime bağırmak olarak algılıyorum. Bu bağlamda ilk çalışmamı hatırlamıyorum. Çünkü yazıp imhâ ettiğim bir çok çalışmam var. Tıpkı içi boş bırakılmış yıllar gibi tasarrufu elimden alınmış. Ama yayın tarihinin kaydına aldığı çalışmalarım şiir, deneme ve hikaye idi o da  zamanin benden aldığı çok eski yıllarıma ait.
 Son olarak okurlarımıza ne demek istersiniz?
 Hayatınızın içini doldurun. Kazılmış yolda gitmenin yolunu aramak yerine başkalarının gideceği yollar kazın. Kâînât en güzel şiirdir ve siz bu şiirin en güzel mısrası olmaya çalışın. En azından deneyin.
 Roportaj: Esra AYDIN
Bu Haber 2018 Defa Okundu
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


sexywearsite.com porno malatya escort şişli masaj salonu mobil porno hd porno escort malatya eskişehir escort konya escort